Andolsun sıra sıra dizilmiş meleklere veya Kur'ân ayetlerine.

Günahlardan vazgeçip sakınanlara veya bulutları sürükleyip götüren meleklere.

Ve Kur'ân'ı okuyup ibret alanlara andolsun ki;

Hiç tartışmasız sizin ilahınız, gerçek olup bir ve tektir.

Göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi ve bütün gündoğumu noktalarının da Rabbi!

Biz yeryüzüne en yakın gökleri, yıldızların güzelliğiyle süsledik.

Ve o gökleri hertürlü inatçı şeytandan yıldızlarla koruduk.

Ki o şeytanlar yüce melekler topluluğunda konuşulan şeylere kulak verip dinleyemezler ve herbir taraftan taşlanarak kovulurlar.

Kovulup atılırlar, onlar için ahirette ardı arkası kesilmeyen bir azap vardır.

Ancak meleklerin konuşmalarından hırsızlama bir söz kapan olursa, hemen onun ardından da delici ve yakıcı bir ateş, ona peşinden yetişir ve onu yakar.

Şimdi onlara bir sor: “Yaratılış bakımından kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim diğer yarattığımız gökler, sistemler ve düzenler mi?” Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

Belki de sen, bu muhteşem kudreti inkâr etmelerine şaşıp kaldın. Halbuki onlar seninle ve Kur'ân'la alay ediyorlar.

Kendilerine öğüt verildiğinde, düşünüp öğüt almazlar.

Ve bir delil gördüler mi, onunla alay etmeye kalkarlar.

Ve derler ki: “Bu açık bir sihirden başkası değildir.

Biz ölüp toprak ve kemik yığını haline geldiğimiz zaman mı, tekrar diriltilip kabirlerimizden kaldırılacağız?

Önceki atalarımızda mı diriltilecekler?”

De ki: “Evet üstelik boyun bükmüş, aciz ve çaresiz bir vaziyette diriltileceksiniz.

Bir tek haykırış yetecek. Bir de bakmışlar ki, hepsi diriltilmişler.”

Ve derler ki: “Yazıklar olsun bize. İşte hesap günü, bu gündür.”

Ve onlara şöyle denilecek: “İşte bugün sizin yalanlayıp durduğunuz, ayırt etme günüdür.”

Ve Allah şöyle buyuracak: “Toplayın bütün o varoluş gayesi dışında yaşayanları, kendileri gibi olanlarla ve bütün Allah'tan başka taptıkları ile birlikte.

Allah'tan başka ne kadar taptıkları varsa, hepsiyle birlikte cehennem yolunu gösterin.

Tutuklayın, durdurun onları. Şüphe yok ki, onlar sorguya çekilecekler.

“Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?”

Hayır, bugün onlar tamamiyle teslim olmuşlardır.

Onlardan kimi, kimine yönelip birbirini sorumlu tutmaya kalkışırlar.

Onlardan bir kısmı: “Bakın” diyecek. “Siz bize ayartma niyetiyle, sağdan yaklaşır, bizi şaşırtırdınız.”

Ötekiler de: “Zaten siz, inanan kimseler değildiniz.

Üstelik sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktu, ama siz azgın kişilerdiniz.

Fakat şimdi Rabbimizin azap sözü, bizim de aleyhimize çıktı. Ve şüphe yok ki, azabı tadacağız elbet.

Biz sizi aldatıp baştan çıkardık. Çünkü kendimiz de, baştan çıkmış azgınlardan idik.”

Doğrusu o gün, onlar azapta ortaktırlar.

Şüphesiz biz günahlara batmış olanlara, böyle yaparız işte.

Çünkü bakın, ne zaman onlara “Allah'tan başka gerçek ilah yoktur” denilse, küstahça böbürlenirlerdi.

Ve “Mecnun bir şairin sözüyle, biz ilahlarımızı mı terkedeceğiz?” derlerdi.

Hayır, asla! O peygamber gerçeği getirmiştir ve O Allah'ın önceki elçilerinin bildirdikleri hakikatı, tasdik etmektedir.

Bakın, siz öteki dünyada acıklı azabı tadacaksınız.

Ve ancak yaptığınız neyse, onun karşılığı olarak cezalanacaksınız.

Ancak Allah'ın samimi, gösterişten uzak kullarına böyle davranılmayacak.

Öteki dünyada o samimi kullar için, özellikleri belli, yani yabancısı olmadıkları rızıklar vardır.

Her türlü meyveler… Onlar orada ağırlanıp dururlar.

Nimetlerle dolu cennetlerde.

Mutluluk koltukları üzerinde, karşılıklı oturup birbirlerine sevgi ile bakışarak.

Aralarında tertemiz pınarlardan içeceklerle doldurulmuş kadehler dolaştırılacak.

Bembeyazdır o içecek ve içenlere lezzet ve zevk verir.

Çarpıp sersem etmeyen ve sarhoşluk da vermeyen bir içki.

Yanlarında bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş, güzel gözlü hûriler de bulunur.

Sanki onlar saklanıp, gizlenip muhafaza edilmiş birer yumurta gibi, pürüzsüz ve çarpıcıdırlar.

Orada birbirlerine, geçmiş hayatları hakkında sorular soracaklar.

İçlerinden biri şöyle diyecek: “Benim dünyada bir arkadaşım vardı…

Bana derdi ki: “Sen de mi Allah'tan, peygamberlerden gelenleri doğrulayanlardansın?”

Ölüp toz ve kemik yığını haline geldikten sonra, yeniden dirilip sorguya çekilip, cezalanacağız öyle mi?

Konuşan o kimse diyecek ki: “Onun ne durumda olduğuna dönüp bakmak istermisiniz?”

Bunun üzerine dönüp bakar ve o arkadaşını yanan ateşin ortasında görür.

Ve “Aman Allah'ım!” der. Ey eski arkadaşım! Neredeyse beni de mahvedecektin.

Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı, ben de şimdi azaba uğratılanlar arasında olurdum!

Cennetteki arkadaşlarına hitaben, artık bir daha ölmeyeceğiz,

yalnız ilk ölümümüz başka, ölmeyecek ve biz azaba uğratılmayacağız değil mi?

İşte en büyük kurtuluş ve mutlulukta budur.

Dünyada çalışanlar, bunun gibi bir kurtuluş için çalışsınlar.

Böyle bir nimete konmak mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

Gerçek şu ki, biz o ağacı yaratılış gayesi dışında yaşayarak, ömür tüketenler için bir sınama aracı yaptık.

Zira o ağaç, cehennemin dibinde çıkan bir bitkidir.

Onun meyve veya tomurcukları çirkin görünüşlü şeytan veya yılanların başı gibidir.

Cehennemlikler, ondan yemeye ve karınlarını onunla şişirmeye mahkumdurlar.

Sonra zakkum yemeğinin üzerine, onlar için kaynar su karıştırılmış, kusuntu ve irin türünden içecekler vardır.

Bu meşrubatı içtikten sonra da, yine cehennemdir dönüp varacakları yer.

Şüphe yok ki, onlar atalarını sapıtmış bir halde bulmuşlardı da,

babalarının izinde koşup gitmişlerdi.

Onlardan önce gelip geçmiş eski toplumların çoğu da sapıtmışlardı.

Halbuki kendilerine uyarıcılar göndermiştik.

Bak da gör, uyarılanların sonucu ne oldu?

Ancak iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak, kendini hakka teslim eden, Allah'ın kulları, peygamberleri dinlediler ve azaba uğratılmadılar.

Nuh işte bu sebeple bize yalvarmıştı ve bizim duasını kabul etmemiz ne güzeldi.

Biz O'nu da, aile ve dostlarını da o korkunç felaketten kurtarmıştık.

Kavmini tufanla helak ettikten sonra, Nuh'un soyunu, yeryüzünde kalan ve O'ndan türeyip çoğalan bir toplum kıldık.

Ve böylece O'nun, sonraki kuşaklar arasında yaşayıp anılmasını sağladık.

Tüm dünya milletleri içinde Nuh'a selam olsun dedik veya O'nun neslinden gelen müslümanlar O'na selam ederler.

İşte biz, iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.

Çünkü O, bizim gerçekten inanmış kullarımızdandı.

Böylece O'nu ve kendisiyle beraber olanları kurtardık ve sonra ötekileri suda boğduk.

Şüphesiz İbrahim de O'nun yolunda gidenlerdendi.

Hani Rabbine tertemiz bir kalp ile yönelmişti.

Babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”

“Allah'ı bırakıpta tamamiyle uydurma başka güçlere mi boyun eğmek istiyorsunuz?”

“Öyleyse Alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir? Ki O'na böyle ortaklar koşuyorsunuz?”

Yıldızlara bakarak manalar çıkaran bir toplumda yaşayan İbrahim de, bir bayram günü, bayram yerine gelmesi için yapılan teklife karşı yıldızlara bir göz attı.

Ve onlara, yıldızların kendisinin hasta olduğunu bildirdiklerini söylemek istercesine, “Ben hastayım!” dedi.

Bunun üzerine bulaşıcı bir hastalık olabilir diye arkalarını dönüp O'ndan kaçtılar.

İbrahim de kimselerin bulunmadığı o günde, onların put ve sahte ilahlarına yaklaştı da, “Önünüze kutsallaştırılmak üzere konulmuş bu güzelim yemeklerden niçin yemiyorsunuz?

Neyiniz var ki, konuşmuyorsunuz?” dedi.

Sonra üzerlerine yürüyüp, tüm gücüyle vurup kırdı onları.

O putlara tapanlar, bayram yerinden dönüp gelince, puthanedeki manzarayı gördüler ve koşarak, O'na doğru geldiler ve yaptığı bu işten dolayı, O'nu suçladılar.

Bunun üzerine İbrahim de: “Siz kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?

Oysa sizi de, sizin yonttuklarınızı da yaratan Allah'tır.”

Bu olay ve sözler üzerine ileri gelenler şöyle bağrıştılar: “Bir odun yığını hazırlayın ve O'nu ateşin içine atın.”

Onlar İbrahim'e kötülük yapmak istediler, ama biz onların planlarını bozduk ve onları küçük düşürdük.

Allah O'nu ateşten ve kâfirlerin tuzaklarından kurtarınca, kavmine şöyle dedi: “Ben bu toprakları terkedeceğim ve Rabbim beni ne tarafa sevkederse, oraya gideceğim.”

Ey Rabbim! Bana iyi ve yararlı kişilerden olacak bir evlat bağışla diye dua etti.

Biz de O'na, uslu ve uysal bir oğul müjdesini verdik.

Bu oğul, İsmail, babasının tutum ve davranışlarını anlayıp, O'nunla çalışabilecek bir olgunluk ve yaşa gelince, babası şöyle dedi: “Yavrucuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün ne dersin? Oğul: “Babacığım” dedi. “Sana emredilen neyse onu yap, inşaallah beni her türlü sıkıntıya göğüs gerebilenlerden bulacaksın.”

Böylece her ikisi de, Allah'ın emrine teslim olup, İbrahim O'nu yüzüstü yatırınca,

kendisine seslendik: Ey İbrahim!

Sen şimdiden o rüyanın amacını, yerine getirmiş oldun. İşte iyilik yapanları biz böyle ödüllendiririz.

Şüphe yok ki, bu apaçık bir sınamaydı.

Biz kurban edeceği oğluna bedel, büyük bir kurban koç verdik.

Geriden gelecek nesiller arasında O'na iyi bir ün bıraktık, yani İbrahim kendisinden sonra gelen, tüm ırk ve din mensupları tarafından hayırla anılır ve tüm toplum O'na

“İbrahim'e selam olsun” derler.

İşte iyi hareket edenleri böyle ödüllendiririz.

Şüphesiz O, bizim inanmış kullarımızdandı.

Ve zamanı gelince, O'na kendisi de bir peygamber olacak olan, dürüst ve temiz kişilerden olan İshak'ı da evlat olarak müjdeledik.

O'nu da, İshak'ı da uğurlu kıldık, ama onların soylarından iyi işler yapanlar da çıkacak, varoluş gayesi dışına çıkan da olacaktır.

Ve andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a bol bol nimetler verdik.

O ikisini ve kavimlerini, büyük bir felaket olan Firavuna kölelikten kurtardık.

Ve kendilerine yardım ettik de, onlar da üstün geldiler.

Onlara apaçık ifadeli kitap da verdik.

Ve onları doğru yola ilettik.

Sonraki kuşaklar arasında, onlar için güzel bir ün ve güzel bir hatıra bıraktık.

Musa'ya ve Harun'a da selam olsun.

Şüphe yok ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.

Şüphe yok ki, ikisi de inanan kullarımızdandı.

Şüphesiz İlyas da, gönderilen peygamberlerdendi.

Kavmine şöyle seslenmişti: “Yolunuzu yordamınızı Allah'ın kitabı vasıtasıyla bulmaz mısınız?

Ba'l putuna yalvarıp yakarıp, sanatkarların en güzeli olan Allah'ı bir kenara mı bırakırsınız?

Allah'ı, sizin ve önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?”

Şüphesiz onlar İlyas'ı yalanladılar. Bu sebeple, hesap günü huzurumuzda hazır bulundurulacaklardır.

Ancak iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak olarak inanan kulları hariç.

Sonraki kuşaklar arasında, onlar için güzel bir ün ve hatıra bıraktık.

İlyas'a ve O'nun soyundakilere selam olsun.

İyi hareket edenleri biz böylece mükafatlandırırız.

Çünkü O, gerçekten inanmış kullarımızdan biriydi.

Şüphesiz Lût da elçilerimizden biriydi.

Ama O'nun günahkar ülkesini cezalandırırken, kendisini ve aile efradını kurtardık.

Yalnız, azapta kalacaklar arasında bulunan, ihtiyar bir kadın olan Lût'un karısı hariç olmak üzere.

Ve sonra diğerlerini tamamen yok ettik, kökünü kazıdık.

Siz bugüne kadar onların yurtlarından gelip geçmektesiniz, her sabah

ve her akşam. O halde bakıp ibret almıyor musunuz?

Şüphesiz Yunus da elçilerimizden biriydi.

Kaçak bir köle gibi, yüklü bir gemiye binip kaçmıştı.

Ve sonra kur'a çekilmiş, o kur'ada da kaybedenlerden olmuştu.

Sonra O'nu denize atmışlar, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için, kendi kendisini kınar olduğu halde, büyük bir balık tarafından yutulmuştu.

Eğer O, en sıkıntılı anlarında bile, Allah'ın sınırsız şanını yüceltenlerden olmasaydı.

İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar, O'nun karnında kalmış olacaktı.

Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti biz de O'nu hasta bir halde, gölgesiz boş bir yere bıraktık.

Ve üzerine hemencecik gölge yapması için, kabak türünden geniş ve sık yapraklı bir bitki bitirdik.

Bu hadiseden sonra, Yunus'u kaçıp geldiği kavmine gönderdik. Onların nüfusu o gün için, yüzbin veya daha fazla idiler.

Onlar bu defa Yunus'a inandılar. Bunun üzerine biz de onları, belli bir süre geçindirdik.

Ey Muhammed! Şimdi sor o inkârcılara: “Rabbine kızlar, kendilerine de oğlanlar mı yakışıyor?”

Yoksa biz melekleri onların gözleri önünde dişi mi yarattık ki, meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar.

İyi bilin ki, onlar kendi iftiraları olarak.

Allah doğurdu derler. Hayır, onlar elbette yalancıdırlar.

Hâşâ! Allah kızları, oğullara tercih etmiş, öyle mi?

Ey kâfirler ne oluyor size, ne biçim karar veriyorsunuz?

İyice düşünmez misiniz?

Yoksa iddialarınızı doğrulayacak açık bir deliliniz mi var?

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin de görelim!

O inkârcılar, Allah ile cinler arasında soy birliği olduğunu ileri sürdüler. Halbuki cinler de bilirler ki, yakalanıp hesaba çekilecekler veya cinler de, Allah ile cinler arasında soybirliği uyduranların, yakalanıp azaba getirileceklerini bilirler.

Çünkü Allah, insanların iddia ve isnad ettikleri her türlü tasavvurun üstünde, ötesinde ve sonsuz yüceliktedir.

Fakat Allah'ın halis kulları, bu inkârcılar gibi davranıp, Allah'la diğer yaratıkları arasında, soy birliği kurmazlar.

Ey inkârcılar! Ne siz, ne de taptıklarınız

kimseyi Allah'a karşı kandırıp, yoldan çıkaramazsınız.

Ancak cehenneme girecek olanı kandırabilirsiniz.

Melekler: “Bizim içimizden herkesin belli bir makamı vardır.

Biziz o saf saf dizilenler, biz.

Şüphesiz O'nun sınırsız şanını yücelten biziz, biz.”

Gerçi o inkârcı puta tapanlar şöyle diyorlardı:

“Eğer yanımızda evvelkilere gelen kitaplardan bir kitap olsaydı,

kesinlikle Allah'ın öz ve temiz kullarından olurduk.”

Fakat onlara kitap gelince, O'nu inkâr edip, gerçekleri örtbas etmiş oldular. Yakında bu hareketlerinin sonunun nasıl olacağını bileceklerdir.

Çünkü daha önce kullarımız olan elçilere söz vermiştik.

Kendilerine mutlaka yardım edilecektir.

Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.

Bu sebeple o inkârcılardan, bir süre uzak dur. Onların sözlerine aldırış etme.

Onlara inecek azabı gözetle, onlar da yakında görmediklerini görecekler.

Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

Fakat azabımız onları yurtlarında indiği zaman uyarılmış olanların uyanması ne kötü olacaktır.

Bu sebeble onlardan bir süre uzak dur.

Ve bekle de gör, onlar da şimdi görmediklerini görecekler.

Çok üstün ve çok güçlü olan Rabbin, onların vasfettiklerinden yücedir.

Selam, gönderilen tüm peygamberlere olsun.

Tüm eksiksiz övgüler, bütün alemleri yaratan Allah'a mahsustur.