And olsun, o saf bağlayıp duranlara (meleklere),

O (bulutları) sevk ve idare edenlere,

O Kur’an okuyanlara...

Muhakkak ki İlâhınız birdir.

O, göklerle yerin ve aralarındakilerin Rabbi’dir. Güneşin doğduğu yerlerin de Rabbi’dir.

Gerçekten biz, en aşağıda olan gökyüzünü, yıldızlardan ibaret bir süsle donattık.

(Hem o göğü), itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

O şeytanlar, melekler topluluğunun kelâmını dinleyemezler, her taraftan koğulup atılırlar.

Uzaklaştırılırlar. Onlara (ahirette) devamlı bir azap var.

Ancak (o şeytanlar içinden, meleklerin sözünü) bir çalıb kapan olur. Onu da yakan parlak bir yıldız tâkib eder.

Şimdi sor Mekke halkına: (Öldükten sonra) kendilerini yaratış mı zor; yoksa bizim yarattıklarımız (melekler, gökler, arz ve yıldızlar) mı? Biz kendilerini (Adem’den, Adem’i de) yapışkan bir çamurdan yarattık.

Doğrusu (Ey Rasûlüm, Allah’ın kudretini ve öldükten sonra dirileceklerini inkâr etmelerine) sen şaştın. Onlar ise, seninle (ve taaccüb edişinle) alay ediyorlar.

Onlara Kur’an’la öğüd verildiği zaman da, düşünüp nasihat kabul etmiyorlar.

Bir mucize gördükleri vakit de eğlenceye alıyorlar.

Ve: “-Bu, ancak apaçık bir sihirdir.” dediler.

Öldüğümüz ve bir toprakla çürümüş bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?

Evvelki atalarımızda mı? (yine dediler).

(Ey Rasûlüm), de ki: “- Hem hepiniz zelîl ve hakîr olarak (diriltileceksiniz).”

Çünkü o, (Sûr’a ikinci defa) bir üfürüştür ki, derhal kabirlerinden kalkıb başlarına gelecek şeyi gözetlerler.

Şöyle derler: “-Eyvah bizlere! Bu, hesab günüdür.”

Bu, işte o sizin yalan dediğiniz (müminle kâfiri) ayırd etme günüdür.

(Allah meleklere şöyle buyurur): “- O kâfir olanları, bir de arkadaşlarını ve Allah’dan başka taptıkları putları, hep bir araya toplayın.

Toplayın da, götürün onları cehennem yoluna, (Sırat köprüsüne doğru).

Ve onları habsedin (tutuklayın); çünkü onlar sorguya çekilecekler.”

(Melekler o kâfirlere şöyle der): “- Ne oldu sizlere, (azabdan kurtulmak için) yardımlaşmıyorsunuz?”

Doğrusu, bugün (kıyamet günü Allah’ın emrine) boyun eğmişlerdir onlar.

Onlar birbirlerini suçlayıb çekişirler.

(Yardakçılar, öncülerine şöyle) diyecekler: “- Siz, bize sağdan (en sağlam taraftan) gelirdiniz.”

(Öncüler de yardakçılarına cevap verib şöyle) diyecekler: “- Hayır, doğrusu siz Allah’a iman etmemiştiniz.

Bizim de sizin üzerinize bir hakimiyetimiz yoktu; ancak siz azmış bir kavim idiniz.

Onun için Rabbimizin azabı üzerimize gerçekleşti. Muhakkak azabımızı tadacağız.

Çünkü biz, sizi, dinden çıkardık. Gerçekten biz azgın kimselerdik.”

O halde, hepsi o gün azabda ortaktırlar.

İşte biz, müşriklere böyle yaparız.

Çünkü onlara: “- Allah’dan başka hiç bir ilâh yoktur.” denildiği zaman, baş kaldırıyorlardı;

Ve: “- Hiç bir mecnûn şair için, biz putlarımızı bırakır mıyız?” diyorlardı.

Doğrusu O (Peygamber) Kur’an ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

Elbette siz (ey Mekke halkı, tekzib etmekle) o acıklı azabı tadacaksınız.

Ve (dünyada) yapmış olduğunuz şeylerden başkasıyla cezalandırılmıyacaksınız.

Şu kadar ki, Allah’ın ihlâs sahibi kulları müstesnadır.

İşte bunlar için, (özellikleri) belli bir rızık vardır:

Türlü meyvalar... Onlar hep ikram olunurlar;

Naîm Cennetlerinde,

Karşılıklı tahtlar üzerinde...

Göze şarabından dolu bir kadehle, (hizmet için) etraflarında dolaşılır.

Bembeyaz, içenlere lezzetli...

Onu içmekte bir gaile yok ve onlar, ondan sarhoş da olmazlar.

Yanlarında, bakışlarını kocalarına hasretmiş iri gözlü hanımlar var.

Sanki onlar (tüylerle örtülü kalıb toz toprak değmiyen) berrak yumurtalar gibidirler.

Derken (cennet ehli olanlar) birbirleriyle konuşurlar.

İçlerinden bir sözcü şöyle der: “- Gerçekten benim (dünyada) bir arkadaşım vardı.

(Bana) derdi ki, sen cidden (hesab gününe) inananlardan mısın?

Biz öldüğümüz ve bir toprakla çürümüş bir yığın kemik olduğumuz vakit, gerçekten biz cezalanacakmıyız?”

(Sonra o sözcü, cennetteki kardeşlerine): “(Şimdi size o arkadaşı göstermek için cehenneme) bir bakar mısınız?”der.

Derken (bizzat kendisi) bakmış, onu tâ cehennemin ortasında görmüştür.

(Ona şöyle) der: “-Vallahi, doğrusu sen, az daha beni helâk edecektin.

Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (bu cehennemde seninle) tutuklananlardan olacaktım.

(İşte bak), biz dünyadaki ilk ölümümüzden başka bir daha ölecek değiliz;

Ve biz azaba uğratılacak da değiliz.”

İşte bu, şübhe yok ki en büyük kurtuluştur.

Böyle ebedî bir saadet için çalışsın çalışanlar...

Bu (cennet nimetlerine) konmak mı hayırlı, yoksa (kokusu kötü ve tadı acı olan cehennemdeki) Zakkûm ağacı mı?

Gerçekten biz zakkûm ağacını kâfirler için (ahirette) bir azab yaptık.

O bir ağaçtır ki, cehennemin dibinden çıkar.

Meyvaları, (çirkin) şeytanların başları gibidir.

Muhakkak o kâfirler bundan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklar.

Ondan doyduktan sonra, onlar için kaynar bir içki var.

Sonra da dönecekleri yer şübhesiz ki yine cehennemdir.

Çünkü onlar, babalarını (dünyada) sapıklıkta buldular.

Kendileri de onların (sapık) izleri üzerinde koşturuluyorlardı.

(Ey Rasûlüm), senin kavminden önce eski ümmetlerin çoğu dalâlette idi.

Gerçekten biz onlara, azabla korkutucu peygamberler de gönderdik.

Şimdi bak, o korkutulanların akıbeti (helâk edilişleri) nasıl oldu?

Ancak Allah’ın, küfürden korunmuş, kulları müstesna; (onlar azabdan kurtulmuşlardır).

Gerçekten Nûh bize dua etmişti de ne güzel icabet etmiştik (duasını kabul edip kavmini suda boğmuş, kendisi ile iman edenleri kurtarmıştık).

Biz, hem onu, hem ehlini (kendisine iman edenleri) o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Hem (Nûh’un kıyamete kadar) zürriyetini, bakî kalanlar kıldık.

Hem de Nûh için, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.

(Onu şöyle yâd ederler): “- Bütün âlemler içinde Nûh’a selam olsun...”

İşte biz, güzel söz söyleyib güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız.

Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.

Sonra da diğerlerini, (kendisine iman etmiyenleri) suda boğduk.

Şüphesiz İbrahim de, Nûh’un (esasta aynı) dinindendi.

Çünkü Rabbine halis bir kalb ile gelmişti.

O vakit babasına ve kavmine şöyle demişti: “- Siz nelere tapıyorsunuz?

Yalancılık etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?

Âlemlerin Rabbine olan zannınız nedir?”

Derken yıldızlara bir baktı da,

(Sirayet korkusu ile etrafındakiler kaçsın diye) “- Ben hastayım” dedi.

O vakit (yanında bulunanlar) arkalarını dönerek başından kaçıverdiler.

Bunun üzerine gizlice onların ilâhlarına (putlarına) varıb dedi ki: “- (Şu yanınızda bulunan yemekleri) yemez misiniz?”

Ne oluyor size, konuşmuyorsunuz?”

Derken onlara sağ eliyle (kuvvetle) vurub (onları) parçaladı.

Bunun üzerine kavmi koşarak kendisine geldi.

(İbrahim, onlara) dedi ki: “- Siz, kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”

Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”

(Onlar şöyle) dediler: “- İbrahim için (duvarla çevrili) bir bina yapın da, onu ateşe atın.”

Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk onları çok alçak duruma düşürdük.

Bir de (İbrahîm) şöyle dedi: “- Ben Rabbime, (bana emrettiği yere) gidiyorum, O bana yolunu gösterir.”

Ey Rabbim! Bana salihlerden bir çocuk ihsan buyur, (diye dua etti).

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

Vakta ki, yanında koşmak çağına erdi, (ona şöyle) dedi: “- Yavrum! Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak, ne düşünürsün?” (Çocuk ona şöyle) dedi: “- Babacağım! Sana, ne emrediliyorsa yap; İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

Vakta ki, bu suretle ikisi de, (baba-oğul Allah’ın emrine) teslim oldular. İbrahim, çocuğu yanı üzerine yıktı.

Biz de ona şöyle nida ettik: “- Ey İbrahîm!

Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphe yok ki biz, güzel amel işliyenleri işte böyle mükafatlandırırız.”

Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı.

(Oğlunu kesmeğe karşılık) ona büyük bir kurbanlık, (semiz koç) fidye verdik.

Yine ona, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.

Bizden saadet ve selâmet olsun İbrahim’e...

Güzel amel işliyenleri, işte böyle mükafatlandırırız.

Çünkü o, mümin kullarımızdandı.

Bir de ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshâk’ı müjdeledik.

Hem İbrahîm’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan mümin olan da var, nefsine açık zulmeden de var.

Gerçekten biz, Mûsa ile Harûn’u da (peygamberlikle) nimetlendirdik.

Hem kendilerini, hem (kendilerine iman eden) kavimlerini o büyük felâketten, (suda boğulmaktan) kurtardık.

Onlara yardım ettik de, galib gelenler onlar oldular.

İkisine de (helal ve haramı) açıklayan Tevrat kitabını verdik.

Kendilerine doğru yolu gösterdik.

Sonradan gelenler içinde onlara güzel bir yâd bıraktık.

Bizden Mûsa’ya ve Harûn’a saadet ve selâmet olsun...

Gerçekten biz, güzel amel işliyenleri böyle mükâfatlandırırız.

Çünkü ikisi de mümin kullarımızdandı.

Doğrusu İlyas da, gönderilen peygamberlerdendi.

O vakit kavmine şöyle demişti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız?

O en güzel yaradanı bırakıb da Ba’l isimli puta mı tapıyorsunuz?

Allah sizin de Rabbinizdir, evvelki atalarınızın da Rabbidir.

Fakat onlar İlyas’ı tekzib ettiler. Muhakkak onlar hazırlanıb (cehenneme) götürüleceklerdir.

Ancak Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesnadır.

Biz ona, sonradan gelenler içinde güzel bir yâd bıraktık.

Bizden saadet ve selamet olsun İlyas’a...

Gerçekten biz, güzel amel işliyenleri böyle mükafatlandırırız.

Doğrusu o, mümin kullarımızdandı.

Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendi.

Hani hem onu, hem de ehlini toptan kurtarmıştık.

Ancak (imansız zevcesi) bir koca karı azab içinde kalanlar arasında oldu.

Sonra diğerlerini helâk eyledik.

(137-138) Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?

(137-138) Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?

Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendi.

Hani o, (kavmine vaad ettiği azab gelmeyince aralarında çıkıb) yüklü gemiye kaçmıştı.

(Gemiye binince gemi durdu. O zaman, gemicilerin inancına göre geminin durması, aralarında kaçak bir kölenin bulunmasından ileri gelirdi. İşte kaçağı bulmak için aralarında) Kur’a çekti de mağlublardan oldu. (Bunun üzerine kendini denize attı).

(Kavminden kaçmış olduğundan ötürü) nefsini kınamış bir halde iken, hemen balık onu yuttu.

Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı.

Muhakkak (kabirlerden) dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Hemen onu sahile attık, hasta idi.

Üzerine (gölge vermek için) kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

Biz onu yüzbine, hatta daha ziyadesine peygamber göndermiştik.

Nihayet (Yunus peygamberin gaybubetinde azab gören kavmi) ona iman ettiler de onları ömürlerinin sonuna kadar geçindirdik.

(Ey Rasûlüm), şimdi Mekke halkına sor: “- Kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?

Yoksa biz, melekleri dişi yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

Haberin olsun ki, onlar, uydurmalarından dolayı şöyle derler:

“- Allah doğurdu.” Mühahakkak ki onlar (sözlerinde) yalancıdırlar.

(Yoksa Allah), kızları oğullara tercih mi etmiş?

Ne oluyor size, nasıl (bu kadar kötü) hüküm veriyorsunuz?

(Allah’ın evlâd edinmekten münezzeh olduğunu) hiç de mi düşünmezsiniz?

Yoksa, sizin (gökten inen) açık bir hüccetiniz, (kitabınız) mı var?

Doğru söyliyenlerseniz, getirin kitabınızı...

Bir de Mekke kâfirleri, Allah ile cinler (melekler) arasında tuttular bir hısımlık uydurdular. Gerçekten cinler bilirler ki, onlar yakalanıb cehenneme götürüleceklerdir.

Allah, onların isnad ettikleri bütün noksan vasıflardan münezzehtir.

Lâkin Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesna; (onlar böyle noksan vasıfları söylemezler ve cehennemlik değildirler).

(Ey Mekke’liler), siz ve Allah’dan başka taptıklarınız,

Allah’a karşı kimseyi kandırıb ifsad edemezsiniz.

Meğer ki, (Allah’ın ezelî ilminde) cehenneme girecek kimse olsun.

(Cebrail şöyle dedi) “- Bizden (melekler topluluğundan) herkes için belli bir makam vardır, (orada Rabbine ibadet eder).

Gerçekten biz, (Allah’ın emri karşısında) saf bağlayanlarız.

Ve Muhakkak ki biz, (Allah’ı şanına lâyık olmayan şeylerden) tenzih edenleriz.”

Doğrusu (Peygamberin gelmesinden önce Mekke halkı) şöyle diyorlardı:

“- Eğer yanımızda evvelkilerin kitablarından bir kitab olsaydı,

Herhalde Allah’ın ihlas sahibi kullarından olurduk.”

Fakat şimdi onu, (Peygamber’i ve Kur’an’ı) inkâr ettiler. Artık ileride (başlarına gelecek azabı) bileceklerdir.

Gerçekten elçilikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:

“- Muhakkak onlar (peygamberler), bizzat onlar muzaffer olacaklardır.

Ve elbette bizim (mümin) askerlerimiz; muhakkak onlar galib geleceklerdir.”

Onun için bir zamana kadar o kâfirlerden yüz çevir (Rasûlüm).

Gözetle onları, yakında (kendilerine ne yapılacağını) görecekler.

Şimdi çabucak azabımızı mı istiyorlar?

Fakat civarlarına (ansızın azab) indiği vakit, ne fenadır o kendilerine acı haber verilenlerin sabahı!...

Yine sen (Ey Rasûlüm), bir zamana kadar onlardan yüz çevir.

Gör onları, yakında (azabı) göreceklerdir.

İzzet sahibi Rabbin, onların (uygunsuz) vasıflamalarından münezzehdir.

Bütün peygamberlere selâm olsun;

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun...