Ta, Sin, Mim.

Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.

Mü'min olmuyorlar diye nerede ise kendini mahvedeceksin.

Dilersek, onlara gökten bir ayet indiririz de ona boyunları eğik kalır.

Onlara Rahman'dan bir öğüt geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirirler.

Onlar, gerçekten yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.

Yeryüzüne bakmazlar mı ki; Biz, orada bitkilerden nice güzel çiftler bitirmişizdir.

Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'min olmadılar.

Ve muhakkak ki senin Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.

Hani Rabbın Musa'ya seslenmişti ki: Zalimler güruhuna git;

Firavun kavmine. Sakınmazlar mı hala?

Dedi ki: Rabbım, onların beni yalanlamalarından korkarım.

Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Bunun için Harun'a da elçilik ver.

Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Korkarım ki beni öldürürler

Buyurdu ki: Hayır, ikiniz ayetlerimizle gidin. Muhakkak Biz, sizinle beraber dinleyicilerdeniz.

Firavun'a varın, deyin ki: Biz, alemlerin Rabbının peygamberleriyiz.

İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.

Dedi ki: Çocukken biz, seni yanımıza alıp büyütmedik mi? Ve sen, hayatının bir çok yılllarını aramızda geçirdin.

Ve yapacağın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.

Dedi ki: Ben, onu yaptım, ama o zaman şaşkınlardandım.

Bu yüzden sizden korktuğum için kaçtım. Sonra Rabbım bana hüküm ihsan etti ve beni peygamberlerden kıldı.

İşte, başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını köle ettiğin içindir.

Firavun: Alemlerin Rabbı da nedir? dedi.

Dedi ki: Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır. Eğer siz yakin getirenlerden iseniz.

Yanında bulunanlara: İşitmiyor musunuz? dedi.

O da: Sizin de Rabbınız ve önce geçmiş atalarınızın da Rabbıdır, dedi.

Firavun dedi ki: Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir.

O da: Eğer aklınızı başınıza alırsanız; doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır, dedi.

Firavun dedi ki: Benden başka bir tanrı edinirsen; şüphesiz seni hapse atılanlardan kılarım.

Sana apaçık bir şeyle gelmişsem de mi? dedi.

Firavun: Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu, dedi.

Bunun üzerine o asasını attı, bir de ne görsün; apaçık bir ejderhadır.

Elini çıkardı, bir de ne görsün; bakanlara bembeyazdır.

Çevresinde bulunan ileri gelenlere dedi ki: Şüphesiz bu, belletilmiş bir büyücüdür.

Sizi büyüsüyle memleketinizden çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?

Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere toplayıcılar gönder.

Belletilmiş tüm büyücüleri sana getirsinler.

Büyücüler belli bir günün tayin edilen vaktinde toplandılar.

İnsanlara: Siz de toplanır mısınız? denildi.

Eğer onlar galip gelirlerse; büyücülere belki biz de tabi oluruz.

Büyücüler geldikleri vakit, Firavun'a dediler ki: Galip gelenler biz olursak; muhakkak bize bir ücret vardır değil mi?

Evet, dedi. O takdirde siz, muhakkak gözdelerdensiniz.

Musa onlara dedi ki: Atacak olduğunuz şeyleri atın.

Onlar da bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve dediler ki: Firavun hakkı için elbette elbette biz galib gelenleriz.

Ardından Musa asasını attı. Bir de ne görsünler; onların uydurduklarını yutuveriyor.

Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar.

Dediler ki: Biz, alemlerin Rabbına inandık.

Musa ve Harun'un Rabbına.

Ben size izin vermezden önce mi ona inandınız? Şüphesiz size büyü öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; elbette ben, ellerinizi ve ayaklarınızı andolsun ki çaprazlama kestireceğim ve hepinizi astıracağım, dedi.

Onlar da dediler ki: Zararı yok. Biz muhakkak Rabbımıza dönenleriz.

Mü'minlerin ilki olmamızdan dolayı biz, gerçekten Rabbımızın hatalarımızı bağışlayacağını umarız.

Musa'ya da vahyetti ki: Kullarımı geceleyin yola çıkar. Şüphesiz siz, izleneceksiniz.

Bunun üzerine Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi.

Şüphesiz ki bunlar; döküntü azınlıklarıdır.

Ve gerçekten bize de büyük bir öfke beslemektedirler.

Doğrusu biz, topluca tedbirli olmalıyız.

Fakat Biz, onları bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık.

Hazinelerden ve şerefli makamlardan.

Böylece onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Güneş üzerlerine doğarken onları izlediler.

İki topluluk karşı karşıya geldiğinde, Musa'nın arkadaşları dediler ki: Gerçekten biz, yakalandık.

Hayır, dedi. Muhakkak ki Rabbım benimledir. Bana doğru yolu gösterecektir.

Bunun üzerine Musa'ya vahyettik ki: Asanı denize vur. O, hemen yarıldı ve her parçası yüce bir dağ gibi oldu.

Sonra diğerlerini oraya yaklaştırdık.

Musa'yı ve beraberindekileri yopluca kurtardık.

Sonra diğerlerini suda boğduk.

Şüphesiz ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu inananlar değildi.

Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.

Onlara İbrahim'in haberini oku.

Hani babasına ve kavmine: Nelere tapıyorsunuz? demişti.

Onlar da: Putlara tapıyoruz ve onlara bağlanıp duruyoruz, demişlerdi.

O da demişti ki: Çağırdığınızda sizi duyuyorlar mı?

Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?

Demişlerdi ki: Hayır. Atalarımızı böyle yapar gördük.

O da demişti ki: Neye tapmış olduğunuzu görüyor musunuz?

Siz ve geçmiş atalarınız?

Doğrusu onlar, benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbı müstesna.

Ki O, yaratmıştır beni. Ve O doğru yola eriştirir beni.

Ki O, yedirir, içirir beni.

Hastalandığımda O, şifa verir bana.

Ki O, öldürür beni, sonra da O, diriltir.

Ve din günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O'dur.

Rabbım, bana hüküm ver. Ve beni salihlere kat.

Ve sonrakiler içinde bana doğru söyler bir dil ihsan et.

Beni Naim cennetinin varislerinden kıl.

Babamı da bağışla. Şüphesiz o, sapıklardan olmuştur.

Diriltilecekleri günde beni rezil etme.

O gün ki mal da fayda vermez, çocuklar da.

Ancak Allah'a kalb-i selimle gelmiş olan başka.

Cennet, muttakiler için hazırlanmıştır.

Cehennem de azgınlara gösterilir.

Ve onlara denilir ki: Nerededir taptıklarınız?

Allah'tan başka? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?

Oraya; onlar ve azgınlar atılırlar.

İblis'in askerleri de topluca.

Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:

Andolsun Allah'a ki; biz, apaçık sapıklıkta idik.

Hani biz, sizi alemlerin Rabbı ile bir tutmuştuk.

Ve bizi suçlulardan başka da saptıran olmamıştı.

Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.

Ve sıcak bir dostumuz da yoktur.

Keşki bizim için geri dönüş olsa da, mü'minlerden olsak.

Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.

Nuh'un kavmi de peygamberleri yalanladı.

Hani onlara kardeşleri Nuh demişti ki: Siz sakınmaz mısınız?

Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.

Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.

O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Sana mı inanacağız? Halbuki sana uyanlar en rezil kimselerdir, dediler.

Dedi ki: Onların yapmakta oldukları şeyler hakkında bir bilgim yoktur.

Onların hesabı ancak Rabbıma aittir. Keşki düşünseniz.

Ve ben, inananları kovacak değilim.

Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.

Ey Nuh, eğer son vermezsen, sen muhakkak taşlananlardan olursun, dediler

O da dedi ki: Rabbım, doğrusu kavmim beni yalanladı.

Artık benimle onların arasında Sen, bir hüküm ver. Beni ve beraberimdeki mü'minleri kurtar.

Bunun üzerine Biz de, onu ve beraberindekileri, dolu bir gemi içinde kurtardık.

Sonra geride kalanları suda boğduk.

Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.

Ad da peygamberleri yalanladı.

Hani onlara kardeşleri Hud demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?

Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.

Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.

Siz, her yüksek yere koca bir bina kurup boş şeylerle mi uğraşırsınız?

Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?

Ve yakaladığınız zaman da zorbaca mı yakalarsınız?

O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Bildiğiniz şeylerle sizi destekleyenden sakının.

O, desteklemiştir sizi, hayvanlar ve oğullarla;

Bahçeler ve çeşmelerle.

Doğrusu hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.

Dediler ki: Öğüt versen de, yahut öğüt verenlerden olmasan da bizim için eşittir.

Bu, öncekilerin adetinden başka bir şey değildir.

Hem biz, azaba uğratılacak da değiliz.

Böylece onu yalanladılar. Ve Biz, onları yok ettik. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.

Semud da peygamberleri yalanladı.

Hani onlara kardeşleri Salih demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?

Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.

Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.

Burada emniyet içinde bırakılır mısınız?

Bahçelerde, çeşmelerde.

Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında.

Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız?

O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Müsriflerin emrine itaat etmeyin.

Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar da ıslah etmezler.

Dediler ki: Şüphesiz sen, ancak büyülenmişlerdensin.

Hem sen, bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Şayet sadıklardan isen o zaman bir ayet getir.

Dedi ki: İşte şu devedir. Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir.

Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.

Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.

Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.

Lut kavmi de peygamberleri yalanladı.

Hani onlara kardeşleri Lut demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?

Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.

Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.

İnsanlar arasında erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?

Ve Rabbınızın sizin için yarattığı eşleri bırakıyor musunuz? Hayır, siz azmış bir kavimsiniz.

Dediler ki: Ey Lut, buna son vermezsen sen, elbette çıkarılanlardan olursun.

Dedi ki: Doğrusu ben, sizin işlediğinize kızanlardanım.

Rabbım, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar.

Bunun üzerine onu ve ailesini topluca kurtardık.

Sadece yaşlı bir kadın geride kalanlardan oldu.

Sonra diğerlerini yerle bir ettik.

Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.

Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.

Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.

Hani onlara Şuayb demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?

Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.

Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.

Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.

Ölçüyü tam yapın da eksiltenlerden olmayın.

Doğru ölçekle tartın.

İnsanların eşyasını azaltmayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.

Sizi ve daha önceki nesilleri yaratmış olandan korkun.

Dediler ki: Sen, ancak büyülenmişlerdensin.

Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu biz, seni yalancılardan sanıyoruz.

Eğer sadıklardan isen bize, gökten bir parça indir.

Dedi ki: Rabbım; yaptıklarınızı en iyi bilendir.

Onu da yalanladılar ve onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Doğrusu o, büyük bir günün azabı idi.

Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.

Muhakkak ki o, elbette alemlerin Rabbının indirmesidir.

Onu Ruh el-Emin indirmiştir.

Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.

Apaçık arab diliyle.

O, daha öncekilerin kitablarında vardır.

İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet değil midir?

Biz, onu arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik.

Ve o, bunu onlara okusaydı, yine de ona inananlardan olmazlardı.

İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.

Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

O da kendilerine apansız, haberleri olmadan geliverir.

O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?

Bizim azabımızı mı çabucak istiyorlardı.

Gördün mü, şayet Biz onları yıllarca yararlandırsak;

Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,

Eğlendirilmiş olmaları onlara bir fayda sağlamaz.

Uyarıcılar olmaksızın Biz, hiç bir kasabayı helak etmedik.

Öğüt olarak. Ve Biz, zalimler olmadık

Onu şeytanlar indirmemiştir.

Bu, onlara düşmez de, buna güçleri de yetmez.

Onlar, gerçekten işitmekten uzak tutuldular.

O halde Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. Yoksa azablandırılanlardan olursun.

Ve yakın akrabalarını uyar.

Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını ger.

Şayet sana isyan ederlerse, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.

Aziz, Rahim'e tevekkül et.

Görür O seni, kalktığında.

Secde edenler arasında bulunduğunda.

Muhakkak ki O'dur O; Semi, Alim.

Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?

Onlar her günahkar, her müfteriye inerler.

Bunlar ona kulak verirler ve çoğu yalancılardır.

Şairlere gelince; onlara da azgınlar uyar.

Görmedin mi; onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.

Ve onlar, gerçekten yapmadıklarını söylerler.

Ancak iman etmiş, salih amel işlemiş, Allah'ı çokça zikretmiş ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar müstesnadır. Zulmedenler göreceklerdir nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını.