(1-2) Hâ Mîm. Ayn Sîn Kaf.

(1-2) Hâ Mîm. Ayn Sîn Kaf.

(Resulüm!) Mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana da, senden öncekilere de buyruklarını işte şöyle vahyeder.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O, pek yücedir, çok büyüktür.

Gökler neredeyse (müşriklerin Allah'a ortak koşmasından ya da ilahi kudretin azametinden) üstlerinden yarılacak! Melekler, Rablerinin sonsuz ihtişamını hamd ile tesbih ederler ve yeryüzünde bulunanlar için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

Allah'tan başka (varlıkları) dostlar edinenler var ya, Allah onları(n acınacak hallerini) daima gözetlemektedir. Sen onların üzerinde bir vekil değilsin (sadece tebliğcisin).

(Ey Muhammed!) Şehirlerin anası (durumunda olan) Mekke'de ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve hakkında asla şüphe olmayan toplanma gününün dehşeti hakkında bilgi vermen için sana Arapça bir Kur'an vahyettik. O gün onların bir kısmı cennette, bir kısmı da alevli ateştedir.

Eğer Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini (dileyeni niyet ve eylemine göre) rahmetine kavuşturur. Zalimlerin ise ne bir dostu ne de bir yardımcısı vardır.

Yoksa onlar, Allah'tan başka koruyucular edinebileceklerini mi sanıyorlar? Hayır, yalnız Allah'tır koruyucu. Yalnız O'dur ölüyü dirilten ve gücü her şeye yeten.

Görüş ayrılığına düştüğünüz herhangi bir meselede hüküm vermek Allah'a aittir. (De ki:) “İşte Allah! Benim Rabbim budur. O'na dayanıp güvendim ve her zaman ancak O'na yönelirim!”

O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendi (cinsi)nizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.

Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları (tasarruf yetkisi) yalnız O'nundur. O, dilediğine bol rızık verir, dilediğine az. Şüphe yok ki O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra ilahi kelamı devralanlar (Ehl-i Kitap) şimdi o (Kur'an')ın öğretileri hakkında şüpheye varan büyük bir tereddüt içindedirler.

(Ey Resulüm!) İşte bundan dolayı sen insanları Allah'ın dinine davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların isteklerine uyma ve de ki: “Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım; aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır. Çünkü dönüş sadece O'nadır.”

Allah'ın çağrısına uyulduktan sonra O'nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Onların üzerine hem bir gazap vardır, hem de (ahiretin) şiddetli azabı onlar içindir.

İndirdiği vahiy ile hakikati ortaya koyan ve (böylece insana, doğru ile eğriyi tartacağı) bir terazi veren O'dur. Sen nereden bileceksin, belki de kıyamet saati çok yakındır.

Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan ürkerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında (şüphe ederek) tartışanlar derin bir sapıklık içindedir.

Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat (sadece dünyayı isteyenin) ahirette hiçbir payı yoktur.

Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair o fasıl kelimesi (amellerin kıyamet günü ayırt edileceğine dair hüküm) olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zalimler için acı bir azap vardır.

(Büyük hesap gününde) zalimlerin (dünyada) yaptıkları şeyler tepelerine inerken bu yüzden korku ile titrediklerini göreceksin. İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapanları ise cennetin çiçek dolu bahçelerinde bulacaksın. Onlar Rablerinin katında diledikleri her şeye sahip olacaklardır. İşte bu da (mü'minlere) pek büyük bir lütuftur.

İşte bu, Allah'ın, inandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapan kullarına müjdelediği şeydir. De ki (ey Muhammed): “Ben bu tebliğ hizmetinden ötürü, sizden akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

Yoksa onlar, “(Muhammed) kendi yalanlarını Allah'a isnat etmektedir” mi diyorlar? Eğer Allah dileseydi, senin kalbini mühürlerdi. Nitekim Allah batılı silip süpürür ve hakkı sözleriyle ortaya koyar. Gerçek şu ki O, (insanların) kalplerinde olanı tümüyle bilendir.

Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden O'dur. Yaptıklarınızı bilen de yine O'dur.

İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapanların dileklerine icabet eder, lütfuyla onlara (hak ettiklerinden) fazlasını verir. İnkârcılar için ise şiddetli bir azap vardır.

Allah, kullarına (tümüne birden) rızkı bolca verseydi, yeryüzünde mutlaka azar, taşkınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz ki O, kullarının bütün hallerinden haberdardır, bütün yaptıklarını görendir.

O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. Övülmeye layık gerçek dost ve koruyucu yalnız O'dur.

Gökleri ve yeri yaratması ve canlıları (yaratıp) oralarda yayması, O'nun (kudretinin) delillerindendir. (Bunları yaratan Allah,) dilediği zaman onları (mahşerde) toplama gücüne de sahiptir.

Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. (O,) yine de çoğunu affeder.

Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. (Ahirette de) sizi Allah'tan (O'nun azabından) koruyacak ve size yardım edecek kimse bulamazsınız.

Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O'nun varlığının delillerindendir.

Eğer (Allah) dilerse, (onları hareket ettiren) rüzgârı durdurur da, (o gemiler denizin) üstünde durup kalırlar. Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Yahut (gemilerdekileri) işledikleri (günahlar) yüzünden (fırtına ile batırıp) helak eder. (İçlerindekilerden) birçoğunu da bağışlar (kurtarır).

Ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler!

Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının kısa süreli faydalanmasıdır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine güvenenler içindir.

(O inananlar,) büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar; kızdıkları zaman da affederler.

Onlar Rablerinin çağrısına kulak verirler ve namazı dosdoğru kılarlar. İşlerini istişare ile yürütürler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah rızası için) hayırlı işlerde harcarlar.

Onlar, bir haksızlığa, zorbalığa uğradıkları zaman, birlik olup karşı koyarlar (zulme boyun eğmezler).

Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu Allah zalimleri sevmez.

Her kim zulme uğradıktan sonra kendini savunup hakkını alırsa o kimseye (ceza vermek için) bir yol (hiçbir sorumluluk) yoktur.

Ancak yol (sorumluluk ve ceza), insanları baskı altına alan ve yeryüzünde gaddarca davranarak her türlü haksızlığı yapanlar içindir. İşte onlar için şiddetli bir azap vardır.

Fakat kim de sabreder ve (kendisine yapılan kötülüğü) bağışlarsa, şüphesiz bu, azmedilip yapılmaya değer (hayırlı) işlerdendir.

Allah kimi (bulunduğu) sapıklıkta bırakırsa artık onun hiçbir koruyucusu olmaz. Azabı gördükleri zaman zalimlerin: “Geri dönecek bir yol var mı?” dediklerini göreceksin!

Sen onları, zilletten ezilip büzülmüş halde ürkek bakışlarla ateşe salınırken göreceksin! İnananlar ise (bu manzara karşısında) şöyle diyecekler: “En büyük kayba uğrayanlar, hem kendilerini hem de ailelerini kıyamet gününde hüsrana uğratanlardır.” İyi bilin ki zalimler, mutlaka devamlı bir azap içindedir.

Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah, kimi (bulunduğu) sapıklıkta bırakırsa, artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.

(O halde) Allah'tan gelecek ve geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün (hesap günü) gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun! O gün sizin için ne sığınacak bir yer var, ne de (günahlarınızı) inkâr (etmeye bir imkân).

Şayet onlar yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir, ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan hemen nankörleşir (şükürden uzaklaşır).

(49-50) Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümranlığı) yalnız Allah'a aittir. (O,) dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla bilen, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.

(49-50) Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümranlığı) yalnız Allah'a aittir. (O,) dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla bilen, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.

Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(52-53) (Ey Resulüm!) İşte böylece sana da, kendi buyruğumuzdan bir ruh (hayat veren Kur'an'ı) vahyettik. Sen (bundan önce) kitap nedir, iman(ın esasları) nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kur'an'ı sizi aydınlatacak) bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi (dileyeni) onunla hidayete iletiriz. Ve şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun. (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.

(52-53) (Ey Resulüm!) İşte böylece sana da, kendi buyruğumuzdan bir ruh (hayat veren Kur'an'ı) vahyettik. Sen (bundan önce) kitap nedir, iman(ın esasları) nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kur'an'ı sizi aydınlatacak) bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi (dileyeni) onunla hidayete iletiriz. Ve şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun. (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.