Ta. Ha.

Biz sana Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik.

Ancak (Allah'tan) korkan için bir öğüt olarak (indirdik).

Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiş (bir kitaptır).

O Rahman, Arş'ı kuşatmıştır.

Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O'nundur.

Sen sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü muhakkak O gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.

Allah (O'dur) ki, O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.

Sana Musa'nın haberi geldi mi?

Hani o bir ateş görmüştü de ailesine: 'Siz durun. Ben bir ateş gördüm. Umarım oradan size bir kor getirir yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum' demişti.

Onun yanına gelince: 'Ey Musa!' diye seslenildi.

'Ben, şüphesiz senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar. Sen kutsal vadi olan Tuva'dasın.

Ben seni seçtim. Artık vahyolunanı dinle.

Şüphesiz ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Şu halde bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.

Muhakkak kıyamet gelecektir. Her canın gösterdiği çabanın karşılığını görmesi için onu gizlemekteyim.

Ona inanmayıp da kendi arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun.

Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?'

Dedi ki: 'O asamdır. Ona dayanırım. Onunla koyunlarıma (yaprak) silkerim. Onda benim için daha başka yararlar da vardır.'

(Allah) dedi ki: 'Onu at, ey Musa!'

Böylece onu attı. Birden o, hızla koşan bir yılan oluverdi.

(Allah) dedi ki: 'Onu al ve korkma. Onu tekrar ilk haline döndüreceğiz.

Elini yanına sok. Bir hastalık olmadan, başka bir mucize olarak, bembeyaz çıksın.

Böylece sana, büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım.

Firavun'a git. Çünkü o gerçekten azdı.'

Dedi ki: 'Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver.

Bana işimi kolaylaştır.

Dilimden düğümü çöz.

Ki sözümü iyi anlasınlar.

Bana ailemden bir yardımcı ver.

Kardeşim Harun'u.

Onunla arkamı güçlendir.

Onu işimde ortak kıl.

Böylece seni çok tesbih edelim.

Ve seni çok analım.

Şüphesiz sen bizi görmektesin.'

(Allah) dedi ki: 'İstediğin sana verilmiştir, ey Musa!

Andolsun biz sana bir başka defa gene lütufta bulunmuştuk.

Hani annene vahyolunanı vahyetmiştik: [1]

'Onu sandığa koyup suya bırak, su onu sahile bıraksın. Benim de düşmanım onun da düşmanı olan kişi (Firavun) onu alacaktır.' Gözümün önünde yetiştirilmen için tarafımdan sana bir sevgi bıraktım. [2]

Hani kızkardeşin dolaşıp: 'Ona bakacak birini size bildireyim mi?' diyordu. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni annene döndürdük. Sen bir can öldürmüştün de seni tasadan kurtarmış ve çeşitli şekillerde imtihan etmiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın sonra da bir takdir üzere (buraya) geldin, ey Musa!

Seni kendim için seçtim.

Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.

Firavun'a gidin. Çünkü o gerçekten azdı.

Ona yumuşak söz söyleyin. Umulur ki öğüt alır veya korkar.

Dediler ki: 'Rabbimiz! Biz onun bize karşı taşkınlık etmesinden ya da iyice azmasından korkuyoruz.'

Dedi ki: 'Korkmayın! Çünkü ben sizinleyim. Duyuyor ve görüyorum.'

Haydi ona gidip deyin ki: 'Biz Rabbinin iki elçisiyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder ve onlara işkence etme. Şüphesiz biz sana Rabbinden ayetle geldik. Selâm hidayete uyanların üzerinedir.

Doğrusu bize azabın, yalanlayanın ve yüz çevirenin üzerine olduğu vahyedilmiştir.'

(Firavun) dedi ki: 'Sizin Rabbiniz kimdir, ey Musa?.'

Dedi ki: 'Rabbimiz her şeye yaratılış (biçim)ini veren sonra doğru yola iletendir.'

(Firavun) dedi ki: 'Peki ilk nesillerin durumu nedir?'

(Musa) dedi ki: 'Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne yanılır ne de unutur!

O, sizin için yeri bir döşek yapan, onda size yollar açan ve gökten yağmur indirendir.' Böylece onunla çeşitli bitkilerden çift çift çıkardık.

Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır.

Sizi ondan yarattık, ona döndüreceğiz ve bir kere daha ondan çıkaracağız.

Andolsun ki ona (Firavun'a) ayetlerimizin tümünü gösterdik de o yalanladı ve ayak diretti.

Dedi ki: 'Sen, büyünle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin, ey Musa?

Muhakkak, biz de sana karşı benzer bir büyü getireceğiz. Şimdi sen kendinle bizim aramızda bir buluşma yer ve zamanı belirle. Senin de bizim de karşı olmayacağımız uygun bir yer olsun.

Dedi ki: 'Buluşma zamanımız süs günü [3] ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir.'

Bunun üzerine Firavun dönüp gitti, hilesini (gerçekleştirecek büyücülerini) topladı sonra geldi.

Musa onlara dedi ki: 'Yazık size! Allah'a karşı yalan uydurmayın. Sonra bir azapla sizin kökünüzü kurutur. Yalan uyduran perişan olmuştur.'

Bunun üzerine (büyücüler) işlerini aralarında tartıştılar ve gizlice konuştular.

Dediler ki: 'Bunlar muhakkak, büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu (dininizi) yok etmek isteyen iki büyücüdür.

Onun için tuzaklarınızı toplayın sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen umduğuna erer.'

Dediler ki: 'Ey Musa! Ya sen at, ya da önce atan biz olalım!'

'Hayır, siz atın' dedi. Birden, büyülerinden dolayı onların ipleri ve değnekleri kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.

Bu yüzden Musa, içinde bir korku hissetti.

Dedik ki: 'Korkma! Şüphesiz üstün gelecek sensin sen!

Sağ elindekini at, onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.'

Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar. 'Harun ve Musa'nın Rabbine iman ettik' dediler.

(Firavun) dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Muhakkak o size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma dallarına asacağım. Siz de hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz!'

(Büyücüler) dediler ki: 'Bize gelen açık delillere ve bizi yaratana seni tercih etmeyeceğiz. Sen ne hüküm veriyorsan ver. Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.

Biz, hatalarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha süreklidir. [4]

Kim Rabbine suçlu olarak gelirse ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de yaşar.

Kim de salih ameller işlemiş bir mü'min olarak gelirse işte onlar için yüksek dereceler vardır.

İçinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri. İşte bu, arınanların mükâfatıdır.

Andolsun ki Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt ve (düşmanlarının) yetişmelerinden korkmaksızın ve endişeye kapılmaksızın onlar için denizden kuru bir yol aç' diye vahyetmiştik.

Firavun askerleriyle onların peşlerine düştü. Nihayet denizde onları kaplayan kaplayıverdi.

Firavun kavmini saptırdı ve onları doğru yola yöneltmedi.

Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanında size vaadde bulunduk ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın eti indirdik.

Size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin ve bu konuda taşkınlık etmeyin. Yoksa gazabım üzerinize iner. Kimin üzerine gazabım inerse, o, uçuruma yuvarlanmıştır.

Şüphesiz ben tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen sonra hidayete eren için çok bağışlayıcıyım.

'Seni kavminden çabucak ayrılmaya yönelten sebep nedir, ey Musa?'

Dedi ki: 'Onlar da benim izimdedirler. Rabbim! Hoşnud olasın diye sana (gelmekte) acele ettim.'

(Allah) dedi ki: 'Biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmir onları saptırdı.'

Bunun üzerine Musa öfkeli ve tasalı olarak kavmine döndü. 'Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Aradan geçen zaman size uzun mu geldi yoksa Rabbiniz katından üzerinize bir gazap inmesini mi istediniz ki bana olan sözünüzden döndünüz?' dedi.

Dediler ki: 'Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Ancak o kavmin süs eşyalarından bize birtakım yükler yüklenmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Sâmir de attı.'

Sonra onlara böğüren buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: 'Sizin ilâhınız da Musa'nın ilâhı da işte budur. Fakat o unuttu.'

Onun onlara bir sözle cevap veremediğini ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar dokundurma gücünün olmadığını görmüyorlar mı(ydı)?

Andolsun ki Harun onlara daha önce: 'Ey kavmim! Şüphesiz siz bununla imtihan olundunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Siz bana uyun ve emrime itaat edin' demişti.

Dediler ki: 'Musa bize dönünceye kadar ona tapınmaktan geri durmayacağız.'

(Musa) dedi ki: 'Ey Harun! Onların sapıttıklarını gördüğünde seni alıkoyan ne oldu!

Neden bana uymadın? Emrime karşı mı geldin?

(Harun) dedi ki: 'Ey annemin oğlu! Sakalımdan ve başımdan tutma! Ben: 'İsrailoğullarının arasında ayrılık çıkardın ve sözümü tutmadın' demenden korktum.'

(Musa): 'Ya senin yaptığın nedir, ey Sâmiri?' dedi.

Dedi ki: 'Ben onların görmediklerini gördüm ve elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (buzağı heykelinin içine) [5] attım. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi.'

(Musa) dedi ki: 'Git! Senin hayat boyunca yapacağın 'bana dokunulmasın' demek olacaktır. Senin için kendisinden kaçınamayacağın bir buluşma vakti de vardır. Şimdi kendisine tapındığın şu ilâhına bak! Andolsun biz onu yakacak sonra da darmadağın edip denize savuracağız.

Sizin ilâhınız ancak kendinden başka ilâh olmayan Allah'tır. O ilim yönünden her şeyi kuşatmıştır.'

İşte böyle, geçmişlerin haberlerinden bazılarını sana anlatıyoruz. Gerçekten katımızdan sana bir de zikir verdik.

Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz o kıyamet günü bir günâh yükü yüklenecektir.

Orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür!

O gün Sur'a üflenir ve biz suçluları o gün (gözleri ve yüzleri) gök rengine bürünmüş bir halde toplarız.

'(Dünyada) sadece on (gün) kaldınız' diye aralarında fısıldaşırlar.

Onların dediklerini biz daha iyi biliriz. En tutarlı görüş sahipleri de: 'Sadece bir gün kaldınız' der.

Sana dağlardan soruyorlar. De ki: 'Rabbim onları ufalayıp savuracak,

Yerlerini dümdüz, çırılçıplak halde [6] bırakacaktır.'

Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin.

O gün hiçbir tarafa sapmadan çağırıcıya uyarlar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır. Artık bir hışırtıdan başka bir şey duymazsın.

O gün, kendisine Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlarsa O'nu bilgi bakımından kuşatamazlar.

Yüzler her zaman diri olan ve her zaman koruyup gözeten (Allah)'a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen ise kaybetmiştir.

Kim de mü'min olarak salih ameller işlerse o ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.

İşte onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri çeşitli şekillerde açıkladık. Umulur ki sakınırlar ya da bu onlara bir ibret verir.

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur'an('ı okuma)da acele etme ve: 'Rabbim! İlmimi artır! de.

Andolsun biz daha önce Adem'e ahid vermiştik ancak o unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık. [7]

Biz meleklere: 'Adem'e secde edin' dediğimizde İblis dışında hepsi secde etmişti. O ise kaçınmıştı.

Bunun üzerine dedik ki: 'Ey Adem! Şüphesiz bu, sana da, eşine de düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra zorluk çekersin.'

Şüphesiz sen orada acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın.

Ve sen orada susamayacak ve güneş sıcağında yanmayacaksın.

Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve: 'Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü bildireyim mi?' dedi.

Böylece ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri açıldı ve cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi ve yolu şaşırdı.

Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.

Dedi ki: 'Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Artık size benden hidayet geldiğinde kim hidayetime uyarsa o ne sapar ne de bedbaht olur.

Kim de benim zikrimden yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.

O: 'Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören biriydim?' der.

(Allah da) der ki: 'Öyledir. Sana ayetlerimiz gelmişti de, onları unutmuştun. Bugün de sen işte böyle unutulursun!'

İşte sınırı aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Ahiret azabı elbette daha çetin ve daha süreklidir.

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız onları yola getirmedi mi? Oysa kendileri de onların kaldıkları yerlerde dolaşıyorlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır.

Rabbin tarafından önceden geçmiş bir söz ve belirlenmiş bir ecel olmasaydı şüphesiz (azap) kaçınılmaz olurdu.

Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih et. Umulur ki hoşnut olursun.

Kendilerini imtihan etmek için onlardan bazılarını yararlandırdığımız dünya hayatının süslerine gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.

Ailene namazı emret. Kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takva (sahipleri)nindir.

'O (Muhammed), bize Rabbinden bir ayet getirmeli değil miydi?' dediler. Onlara önceki kitaplarda bulunan açık delil(ler) gelmedi mi?

Eğer onları daha önce bir azapla helâk etseydik mutlaka: 'Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılık ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık' derlerdi.

De ki: 'Herkes gözetlemektedir. Siz de gözetleyin. Düzgün yolda gidenlerin kimler olduklarını ve hidayete erenlerin kimler olduklarını yakında bileceksiniz.'