Andolsun Tûri Sîna Dağına,

satır satır yazılmış kitaba,

yayılmış açık kağıt ve deriler üzerine,

hac, umre ziyaretçileri ve meleklerle şenlenmiş olan eve,

yükseltilmiş tavana,

taşkın, coşkun ve dalgalanıp duran denize;

Gerçek şu ki, ey insanoğlu! Rabbin tarafından günahkarlar için hazırladığı azap, kesinlikle gerçekleşecektir.

Onu engelleyecek hiç birşey olmayacaktır.

O gün gök, bir sarsıntı ile sarsılacak.

Dağlar yerlerinden oynayıp, yürütülecek.

O gün gerçekleri yalan sayanların vay haline,

tüm hayatları boyunca tamamen boş şey ve boş işlerle oyalanıp duranların.

O gün onlar, itile kakıla cehennem ateşine sürüklenirler ve kendilerine denilir ki:

“Bu sizin yalanlamış olduğunuz cehennemdir.”

Peki bu cehennem de, bir büyü müdür yoksa, doğruluğunu görmeye yanaşmadığınız birşey mi?

Girin o cehenneme, artık ister sabredip katlanın, isterse katlanmayın sizin için farketmez, siz yalnızca yapmış olduğunuzun karşılığını görüyorsunuz.

Yollarını Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışanlar, cennetlerde ve nimetler içindedirler.

Rablerinin kendilerine bağışlayacağı şeyler ile mutluluk bulacaklar. Çünkü Rableri onları, o çok yakıcı cehennem azabından korumuştur.

“İşlediklerinize karşılık afiyetle, gönül huzuru içinde, yiyiniz, içiniz

sıra sıra dizilmiş mutluluk divanlarına uzanmış oldukları halde...” Onları saf, temiz, iri gözlü hurilerle evlendireceğiz.

Onlar ki, inandılar, soyları da imanda kendilerine uydu. Onları cennete sokarken soylarını da kendilerine eriştirip, cennete katmışızdır ve kendi amellerinin sevabından da, hiç birşey eksiltmemişizdir. Ama sonunda herkes kendi kazandığına bağlıdır, yani ona göre ceza veya mükafat görecektir.

Ve onlara, orada canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir.

Orada birbirlerine öyle kadeh sunarlar ki, içtikleri şarabın etkisinden, ne boş şeylerden bahsetme var, ne de günaha sokma.

Kendilerine ait hizmetçiler etraflarında dönüp dolaşırlar, sanki onlar, sedefteki saklı inciler gibi pırıl pırıl saf ve temiz.

Cennetlikler birbirlerine dönüp sorarlar,

diyecekler ki: “Bakın, dünyada iken çoluk çocuğumuzun arasında yaşarken, günaha düşmekten ve sonumuzdan korku içindeydik.

Allah bize bol bol lütufta bulundu da, ta iliklere işleyen cehennem azabından korudu.

Biz bundan önce dünyada da, O'na yalvarıp ibadet ederdik. Çünkü O, iyiliği bol ve rahmeti geniştir.”

Öyleyse ey Muhammed! Sen bütün insanlara öğüt ver. Çünkü sen, Rabbinin nimeti sayesinde, inkârcıların dedikleri gibi ne bir kahinsin, ne de bir deli.

Yoksa onlar senin hakkında, O bir şairdir, zamanın tokadını yemesini bekliyoruz mu diyorlar?

De ki: “Siz bekleyedurun, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. Bakalım hangimiz felakete çarpılacaktır göreceğiz.”

Yoksa bu tutarsızlık ve çelişkiyi, akılları mı onlara emrediyor. Yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

Yoksa onlar, bu Kur'ân'ı kendisi uydurmuştur mu diyorlar. Hayır, aksine onlar gerçeği biliyor, ama inanmak istemiyorlar.

Ama O Kur'an'ı bir insan sözü olarak görüyorlarsa, O'na benzer bir söz söylesinler de, görelim söyledikleri doğru mu, değil mi?

Yoksa kendileri, hiçbir yaratıcı olmadan mı oluşup var oldular, yoksa kendileri mi kendilerini yaratıyorlar?

Gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, ama onlar hiç birşey hakkında kesin bir inanca sahip değiller.

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı kâinâta hüküm ve saltanat kurup, herşeyi istedikleri gibi yöneten.

Yoksa onların göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara bildirilenleri dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse onu dinlemiş olanlardan birisi, bilgisinin açık bir delilini getirsin.

Yoksa kızlar Allah'a, oğullar size öyle mi?

Yoksa ey Muhammed! Peygamberlik görevine karşılık, onlardan bir ücret istiyorsun da, bu yüzden ağır bir borca mı girmiş oluyorlar?

Yoksa görülmeyen bilgi kaynağı kendilerinin yanındadır da, oradan mı yazıp tesbit ediyorlar.

Yoksa bir hile ve tuzak mı kurmak istiyorlar. Ama Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, kendileri tuzağa düşeceklerdir.

O halde Allah'tan başka bir ilahları mı var? Allah sınırsız yüceliğiyle, onların yakıştırdığı ortaklardan uzaktır.

Ama o gerçekleri örtbas edenler, gökten bir parçanın düştüğünü görseler, inatlarından dolayı birbiri üstüne yığılmış bulutlardır derler.

Artık korkudan bayılacakları güne kavuşuncaya kadar bırak onları, ne yaparlarsa yapsınlar.

O gün onların hile ve tuzakları, kendilerine hiçbir fayda vermez ve onlara yardım da olunmaz.

Gerçek şu ki, yaratılış gayesi dışında yaşayanlara, öteki dünyadaki korkunç azaptan önce de sıkıntı, bunalım, kabir azabı gibi başka azaplar da vardır, ama çoğu bunun farkında değil.

O halde, Rabbinin hükmünü sabredip tüm zorluk ve sıkıntılara göğüs gererek bekle. Çünkü sen, bizim gözetimimiz altındasın ve her ne zaman, yani uykuda iken, otururken, namaz için ayağa kalktığında, Rabbinin sınırsız büyüklüğünü tüm eksiksiz övgüleriyle överek yücelt.

Gecenin bir kısmında ve yıldızların kaybolmasından sonra da O'nun şanını yücelt.