Tûr’a (dağa) andolsun!

Satır satır yazılmış kitaplara andolsun!

Yayılmış ince derilere, yazılmış kitaplara andolsun!

Akın akın ziyâret edilen, mâmur, hareketli, canlı Kâbe-i Muazzama’ya, Beytü’l-ma’mûr’a andolsun!

Yükseltilmiş tavana, semâya, uzaya andolsun!

Yanan dolu denizlere, okyanuslara andolsun!

Rabbinin azâbı, mutlaka gerçekleşecektir.

O’na engel olacak hiçbir şey yoktur.

Göğün sarsılıp çalkalandığı gün, vay onların hâline.

Dağların peşpeşe yürüdüğü gün, vay onların hâline.

O gün, kitapları, peygamberleri, âhireti yalanlayanların vay hâline!

Hayatları boyunca daldıkları bâtıl bataklık içinde, bilgisizce ileri geri konuşarak oynayıp duran, kitapları, peygamberleri, âhireti yalanlayanların vay hâline!

Cehennem ateşine itilip, atıldıkları gün: 'İşte yalanladığınız azap' denilir.

'İşte yalanlayıp durduğunuz ateş, Cehennem budur.'denilir.

'Bu da mı büyüleyerek aklı etki altına alan bir aldatmaca? Yoksa siz azâbı göremiyecek kadar kör müsünüz?'

Yaslanın o ateşe. İster tahammül edin, isterseniz tahammülsüz davranarak ağlayıp sızlanın. Sizin için değişen bir şey olmayacak. İşlediğiniz amellerin cezasını elbette çekeceksiniz.

Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler, Cennetlerde ve nimetler içindedirler.

Rablerinin, kendilerine ihsan ettiği nimetler ve imkanlarla zevk ü safa sürerek dünyadaki amellerinin mükâfatını topluyorlar. Rableri, onları kaynayan köpüren Cehennemin azâbından koruyacak.

Yeyiniz, içiniz, işlediğiniz devamlı, bilinçli amellere karşılık afiyet olsun.

Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak yeyin için. Biz onları, iri, güzel gözlü, ceylan gözlü hurilerle everdik.

İman edenlerin, nesilleri de iman ile kendilerine tâbi olanların, işte biz onların nesillerinin mükâfatını da, atalarının mükâfatına denk tuttuk. Atalarının devamlı, bilinçli amellerinin mükâfatından da, bir şey eksiltmedik. Sonuçta ehliyeti hâiz herkes işlediği amellerin, hak ettiklerinin karşılığında sorumlu tutuluyor, kendisini rehin ediyor.

Onlara, canlarının çektiğinden meyvalar ve kebaplar ikram etmekteyiz.

Cennet’te birbirlerine boş konuşturmayan, saçmalamaya sevk etmeyen, bile bile günaha sokmayan, dolu kadehler sunarlar.

Kabuğunda saklı, gün yüzü görmemiş inciler gibi, hizmetlerine verilmiş gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.

Cennettekiler dünyadaki hayatlarıyla ilgili birbirlerine dönüp sorarlar.

'Daha önce biz, kabilemiz, aşiretimiz içinde bile, ilâhî azaptan korkarak Allah’ın emirlerine itina gösterirdik.'derler.

'Allah bize lütfetti de, vücuda işleyen, kavurucu cehennem azâbından bizi korudu.'

'Biz, bundan önce devamlı O’na kulluk ve ibadet ediyor, ona yalvarıyorduk. İhsan ve kerem sahibi, engin merhamet sahibi olan O’dur.'

Öğüt ver, tebliğ görevini yapmaya devam et. Rabbinin, sana ihsan ettiği vahyi, peygamberlik nimeti sebebiyle, sana kâhin de, cinlere mahkûm olmuş biri de, deli de diyemezler. Sen kâhin de, cinlere mahkûm olmuş biri de, deli de değilsin.

Yoksa onlar:'O bir şâirdir. Onun, zamanın ıstırap veren felâketlerine uğramasını bekliyoruz.' mu diyorlar.

'Siz, benim başıma gelecekleri görmek için gözünüzü benden ayırmayın bakalım, ben de sizinle beraber sizin nasıl bir sonla karşılaşacağınızı bekleyenlerdenim.' de.

Yoksa, bu saçma sapan düşünceyi onlara akılları mı emrediyor? Veya onlar azgın bir kavim midirler?

Yoksa: 'Onu, Kur’ân’ı Muhammed uydurdu.' mu, diyorlar. Aksine, onlar gerçeği biliyorlar, ama iman etmeyecekler.

'Eğer söyledikleri doğru ise, onun benzeri bir kitap da kendileri ortaya koysunlar.'

Yoksa onlar, yaratıcının varlığını hesaba katmadan, yaratıcısız, sebepsiz mi yaratıldıklarını düşünüyorlar? Yoksa kendilerinin, emre, yasağa muhatap olmayan, yaratıcılar olduğunu mu söylüyorlar?

Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar ilme, delile ve gerekçeye itibar etmezler, inanmazlar.

Yoksa onların yanında Rabbinin hazineleri mi var? Ya da, her şey kendi hâkimiyetleri altında mı?

Yoksa onların, üzerine çıkıp, kâinatın sırlarını dinleyecekleri merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık anlaşılır bir delil getirsin.

Yalnızca oğulları çocuklarınız kabul ederken, kızlar O’na mı ait diyorsunuz?

Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, ağır bir borç altına girecekleri için mi davetinden, İslâm’dan, Kur’ân’dan yüz çeviriyorlar?

Yoksa gayba, Levh-i Mahfuz’a ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?

Yahut sana suikast tertip etme planı mı hazırlamak istiyorlar? Allah ve Rasulünü inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar, işte onlar tuzağa düşmüşlerdir.

Onların Allah’tan başka bir tanrıları mı var? İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onların kendisine ortak koştukları şeylerden Allah’ı tenzih ederiz.

Gökten kütleler düşerken görseler:'Üst üste yığılmış bulutlardır.' derler.

Artık ölecekleri, helâk edilecekleri, savaş meydanlarında öldürülecekleri güne kavuşuncaya kadar, onları kendi hallerine bırak.

Hiçbir tertiplerinin kendilerine zerre kadar fayda vermeyeceği, hiçbir yardımın da gelmeyeceği güne kadar onları kendi hallerine bırak.

Baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zalimlere, müşriklere haksızlık edenlere, günahı, isyanı, Kur’ân’daki hükümleri inkârı alışkanlık haline getirenlere, âhiret azâbından önce korku zillet, açlık, hastalık, deprem, âfet gibi bir azap daha vardır. Fakat çokları bunun farkında değil.

Rabbinin vereceği hükmü bekleyerek, sabırla mücadeleye devam et. Çünkü sen, bizim gözetimimizde ve himayemizdesin. Uykudan kalkınca, kıyamda iken, güne başlarken, bir işe girişirken, bir meclisten kalkarken Rabbini hamd ile, överek, şükrederek tesbih et.

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da onu tesbihe, zikre devam et, sabah namazını kıl.