And olsun Tûr'a.

(2-3) Ve yayılmış yapraklarda yazılmış kitaba.

(2-3) Ve yayılmış yapraklarda yazılmış kitaba.

Ve Beyt-i Mâmur'a.

Ve yükseltilmiş tavana.

Ve yakılmış denize.

Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

Onu önleyecek kimse yoktur.

O gün gök bir sarsılışla çalkalanır.

Ve dağlar bir yürüyüşle yürür.

Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!

Onlar ki daldıkları şeyde oynayıp duruyorlar.

Cehennem ateşine itile kakıla atılırlar.

İşte budur yalanladığınız ateş!

Bu da mı büyü? Yoksa görmüyor musunuz?

Girin oraya! Artık ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Çünkü yaptıklarınızın cezasını çekiyorsunuz.

Takvâ sahipleri ise Cennetlerde, nimetler içindedir.

Rablerinin onlara verdikleriyle safâ sürmektedirler. Rableri onları ateş azabından da korumuştur.

Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yiyin, için.

Sıra sıra dizilmiş koltuklara kurulmuşlardır. Onları güzel gözlü eşlerle birleştirmişizdir.

İman edenleri ve onların nesillerinden iman ederek kendilerine tâbi olanları birbirine kavuşturmuş, kimsenin çalışmasından da birşeyi eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazancına bağlıdır.

Bir de onlara meyveler ve canlarının çektiği etler sunmuşuzdur.

Orada öyle kadehler kapışmaktadırlar ki, içene ne boş söz söyletir, ne onu günaha sokar.

Etraflarında da kendilerine özel, sedefinde saklı inciler gibi hizmetçiler dolaşmaktadır.

Birbirlerine dönüp hal hatır sorarlar.

Derler ki: 'Biz bundan önce ailemizin arasındayken korkardık.

'Rabbimiz lütfetti de iliklere kadar işleyen azaptan bizi korudu.

'Bundan önce biz Ona dua ederdik. Gerçekten O pek lütufkâr ve esirgeyicidir.'

Sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de deli.

Yoksa onlar 'O şairin biri; bekleyelim, zaman içinde helâk olur gider' mi diyorlar?

De ki: Bekleyedurun; ben de sizinle beraber bekliyorum.

Bunu akılları mı söyletiyor, yoksa onlar sırf bir azgınlar güruhu mu?

Yahut 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? Doğrusu, buna onlar da inanmazlar.

Doğru söylüyorlarsa, onun gibi bir söz getirsinler.

Yoksa onlar bir yaratan olmadan mı yaratıldılar? Veya kendi kendilerini mi yaratıyorlar?

Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Aslında onların kesin bir inançları yoktur.

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Yahut kâinata onlar mı egemen oldular?

Yoksa bir merdivenleri var da onunla çıkıp gökleri mi dinliyorlar? Eğer öyleyse, onların dinleyenleri, buna dair açık bir delil getirsinler.

Yoksa kızlar Allah'ın, oğullar sizin mi?

Yoksa sen onlardan ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altına mı giriyorlar?

Yoksa yanlarında gayb bilgisi var da ona bakarak mı yazıyorlar?

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o kâfirler tuzağa düşenlerin tâ kendileridir.

Yoksa onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Oysa Allah onların ortak koştuğu şeylerden uzaktır.

Onlar gökten bir parçayı düşerken görecek olsalar, 'Bu kümelenmiş buluttur' derler.

Çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar sen onları kendi hallerine bırak.

Tuzaklarının o gün onlara bir faydası olmaz; kimseden yardım da görmezler.

Zulmedenler için ondan önce bir azap daha vardır; lâkin çoğu bilmiyor.

Rabbinin hükmü erişinceye kadar sabret. Sen Bizim gözetimimiz altındasın. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

Gecenin bir kısmında ve yıldızlar kaybolurken de Onu tesbih et.