Kıyamet koptuğu vakit,

Onun kopmasını inkâr eden yok, (artık onu herkes tasdik eder).

(Kimini ateşe) düşürür, (kimini cennete) yükseltir.

Yer, dehşetli bir sarsılışla sarsılınca;

Ve dağlar (toz halinde) bir serpiliş serpilince,

Artık her şey etrafa dağılan toz duman olmuştur.

Siz de (ey insanlar, bu kıyamet günü) üç sınıf olmuşsunuz:

Sağcılar (amel defterleri sağ ellerine verilenler), o sağcılar ne mutludurlar!...

Solcular (amel defterleri sol ellerine verilenler) ise, o solcular ne acıklı durumdalar!...

(Bir de üçüncü sınıf, hayır işlemekte) ileri geçenler, (ahiret de) ileri geçenlerdir, (ilk cennete girenlerdir.)

Bunlar, dereceleri en yüksek olanlar...

Naîm cennetlerindedirler.

Evvelki ümmetlerin (hayırda ileri geçenlerinden) çok kimseler,

Biraz da sonrakilerden (ahir zaman peygamberinin hayırda ileri geçenleri),

Mücevheratla işlemeli tahtlar üstünde,

Onlara yaslanarak karşı karşıya kurulmuşlar...

Dolaşır etraflarında, (tazelikleri) daimî genç hizmetçiler,

Cennet şarabından dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle...

Ondan başları ağrımaz, sarhoş da olmazlar...

Bir de seçtikleri meyvelerle,

Ve arzu ettikleri kuş etleri ile (hizmetçiler etraflarında dolanır.)

Onlar için, iri gözlü (güzel yüzlü) hûriler de var;

Gün görmemiş inci emsali...

(Bütün bunlar, cennetliklerin) işledikleri amellere mükâfat içindir.

Onlar cennetde ne bir boş lâf işitirler, ne de bir hezeyan.

Ancak bir söz işitirler: Selâm... (birbirleriyle selâmlaşır dururlar).

Sağcılar (amel defterleri sağ ellerine verilenler), ne mutlu sağcılar!...

Onlar, dal bastı kirazlar,

Dolgun salkımlı muzlar altında;

Ve yaygın bir gölgede,

Çağlayan bir su kenarında,

(32-33) Ve tükenmeyen, yenmesi yasaklanmıyan birçok meyveler arasında,

(32-33) Ve tükenmeyen, yenmesi yasaklanmıyan birçok meyveler arasında,

Kıymetleri yüksek döşeklerdedirler...

Gerçekten biz, (dünyada kocalmış kadınları, gençleştirerek cennetde) onları yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır.

Böylece onları, hep bakir kızlar,

Kocalarına âşık yaşıtlar yaptık;

(Cennet ehli olan) sağcılar için...

(Ahir zaman ümmetinden olan sağcılar, hayırda ileri geçen= Sabikûn gibi değil, çoktur.) Bunların bir çoğu evvelki ümmetlerden,

Bir çoğu da sonraki (ahir zaman peygamberine bağlı) ümmetlerdendir.

Solcular ise, onlar ne acıklı durumdalar!...

Onlar ateşin alevi ve kaynar su içindedirler.

Bir de üzerlerinde cehennemin kapkara dumanı olan bir gölge var...

O gölge ne serindir, ne mülâyim...

Çünkü onlar, bundan önce (dünyada) zevklerine düşkündüler;

Ve en büyük günah (Allah’a ortak koşmak) üzerinde ısrar ediyorlardı...

Bir de diyorlardı ki: “- Öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz vakit mi, hakikaten biz mi dirilecek mişiz?

Evvelki atalarımızda mı?”

(Ey Rasûlüm, o münkirlere) söyle: “- Muhakkak bütün evvelkiler ve sonrakiler,

Belirli bir günün muayyen vaktinde çaresiz toplanacaklardır.”

Sonra, muhakkak ki siz ey sapkınlar, yalancılar!

Elbette (cehennemde) zakkum ağacından yiyeceksiniz;

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

Üstüne de (şiddetle susayacağınız için) o kaynar sudan içeceksiniz.

Öyle ki, suya kanmayan develerin içişi gibi içeceksiniz.

İşte hesap günü, onlara ziyafet bu!

(Ey İnkârcılar), sizi biz yarattık; hâlâ (peygamberleri) tasdik etmiyecek misiniz?

Şimdi gördünüz mü, (rahimlere) döktüğünüz menîyi?

Onu (insan biçiminde) siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa biz miyiz yaratan?

Aranızda ölümü (ve ecelleri) biz takdir ettik; ve biz, dilediğimiz şeyi yerine getirmekten âciz de değiliz.

Kılıklarınızı değiştirmeğe ve bilemiyeceğiniz bir surette sizi yaratmağa da gücümüz yeter.

Her halde (bu dünya hayatında topraktan sonra nutfeden) ilk yaratılışınızı bildiniz. O halde (kıyamette sizi ikinci defa diriltmeğe kadir olduğumuzu) düşünseniz ya!...

Şimdi gördünüz mü, o ektiğiniz tohumu?

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa biz miyiz bitiren?

Dileseydik o ekini çörçöp haline getirirdik de şöyle gevelerdiniz:

“-Doğrusu biz çok ziyandayız.

Daha doğrusu (beklediğimiz mahsule karşılık) büsbütün mahrumuz.”

Şimdi içmekte olduğunuz suyu bildirin bana:

Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa biz miyiz indiren?

Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde (bu türlü nimetlere karşı Allah’a) şükretseniz ya...

Şimdi çakıp yakmakta olduğunuz ateşi bana haber verin:

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa biz miyiz yaratan?

Biz bu ateşi, (cehennem ateşine) bir ibret ve sahradaki yolculara bir menfaat kıldık.

O halde Rabbini, Azîm ismi ile tesbih et, (Sübhane Rabbiyel-Azîm, de).

Peyderpey inen Kur’an’a yemin ederim,

Ki eğer bilirseniz bu yemin, gerçekten büyük bir yemindir.

Muhakkak ki o, (faydası çok) bir Kur’an-ı Kerim’dir.

Öyle ki, (Allah katında) Levh-i Mahfûz’da saklıdır.

Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası el sürmesin.

Âlemlerin Rabbinden indirilmedir o...

Şimdi siz, bu (İlâhi) kelâma mı yağ (leke) süreceksiniz?

Ve (Kur’an’dan nasibinizi), rızkınıza şükretmeyi inkâra mı kalkışacaksınız?

(Haydi sizi görelim), can boğaza dayandığı zaman!...

O vakit (ölünün etrafında bulunan sizler), bakar durursunuz. (Elinizden bir şey gelmez, canınızın çıkmasını beklersiniz).

Biz ise, ona, ilim ve kudretimizle sizden çok yakınız; fakat siz, (yapılmakta olan işleri ) görmezsiniz, anlıyamazsınız.

Haydi (bakalım), eğer hesaba çekilmiyecekseniz,

(Boğaza kadar dayanan) o ruhu, geri çevirin (çıkmasın; ısrar ettiğiniz, öldükten sonra dirilme yok, hesaba çekilme yok) iddianızda doğru iseniz...

Amma ölü, hayırda ileri geçenlerden (Mukarrebûn’dan) ise,

Artık onun için bir rahatlık, hoş bir rızık ve Naîm Cenneti vardır. (Nimetleri bitmez, kedersiz bir cennet.)

Amma (amel defterleri sağ ellerine verilen) sağcılardan ise.

Artık (ey sağcı), sana sağcı kardeşlerinden selâm olsun! (emniyet ve selâmet içindesin.)

Amma ölü o inkâr eden sapıklardan ise,

Ona da kaynar sudan bir ziyafet...

Bir de cehenneme atılış...

İşte budur şübhe götürmiyen gerçek.

O halde, Rabbini yüce ismiyle tesbîh et, (Sübhane Rabbiyel Azîm, de; yahud Allah’ın emri ile namaz kıl).