O gerçek olan kıyamet gerçekleşince neler olacak neler!..

Zaten onun olmasını yalanlayacak hiçbir delil olamaz.

O kimini alçaltır, kimini yüceltir.

Yer şiddetle sarsıldığı,

Dağlar darmadağın edilip parçalandığı,

Uçuşan toz zerreleri haline geldiği zaman...

Sizler de üç sınıfa ayrılırsınız:

Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!

Ashab-ı şimal ki ne ashab-ı şimal! Ne bedbahttır onlar!

İmanda, fazilette öncüler ki ne öncüler! Onlar herkesi geçerler.

(11-12) İşte onlardır Allah’a en yakın olanlar. Naîm cennetlerindedir onlar.

(11-12) İşte onlardır Allah’a en yakın olanlar. Naîm cennetlerindedir onlar.

(13-14) Çoğu önceki ümmetlerden, biraz da sonrakilerden.

(13-14) Çoğu önceki ümmetlerden, biraz da sonrakilerden.

(15-16) Mücevheratla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar.

(15-16) Mücevheratla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar.

(17-18) Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.

(17-18) Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.

Bu içkiden ötürü baş ağrısı çekmezler, sarhoş da olmazlar.

Bir de... tercih edecekleri meyveler...

Canlarının istediği kuş etleri...

(22-23) Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...

(22-23) Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...

Bütün bunlar dünyada yaptıkları güzel işlere mükâfat olarak verilecek.

Onlar cennette ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir laf işitmezler.

İşittikleri söz, hep: "Selâm! selâm!" sesleridir.

Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!

Dalbastı kirazlar,

Dolgun salkımlı muzlar,

Yayılmış gölgeler...

Şarıl şarıl akan sular...

(32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.

(32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.

(34-35) Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik.

(34-35) Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik.

(36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.

(36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.

(36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.

(39-40) Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.

(39-40) Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.

Ashab-ı Şimal ki ne Ashab-ı Şimal! Ne bedbahttır onlar!

Onlar kızgın ateşte ve kaynar sularda...

(43-44) Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar.

(43-44) Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar.

Çünkü onlar dünyada iken refah içinde şımarırlardı.

O en büyük günahta, şirkte ısrar ederlerdi.

(47-48) Ve derlerdi ki: "Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?"

(47-48) Ve derlerdi ki: "Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?"

(49-50) De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız."

(49-50) De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız."

Sonra siz ey yoldan sapanlar ve hak dini yalan sayanlar!

Zakkum ağacının meyvesinden yiyecek,

Karınlarınızı onunla dolduracak,

Üstüne de kaynar su içeceksiniz!

Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.

İşte hesap gününde onlara ikram edilecek ziyafet!

Sizi yaratan Biz’iz, hâlâ bu gerçeği ikrar ve tasdik etmeyecek misiniz?

(58-59) Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?

(58-59) Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?

(60-61) Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.

(60-61) Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.

Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

(63-64) Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?

(63-64) Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?

Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:

"Eyvah! Emeklerimiz boşa gitti."

Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkûm olduk." derdiniz.

Peki içtiğiniz suya ne dersiniz?

Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi?

Dileseydik onu tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

Peki, yakmakta olduğunuz ateşe ne dersiniz?

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz?

Biz onu çölde, yolda bulunanlar ve muhtaçlar için hem bir ders, hem de istifade vesilesi kıldık.

Öyleyse Ulu Rabbinin yüce adını tenzih et.

Hayır! Vakit vakit inen Kur’ân’a yemin ederim ki,

Eğer anlarsanız bu gerçekten büyük bir yemindir.

Bu kitap, pek değerli, şerefli bir Kur’ân’dır.

O iyi korunmuş bir kitapta, Levh-i Mahfuzdadır.

Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.

Rabbülâlemin tarafından indirilmiştir.

Şimdi bu kelamı mı siz küçümsüyorsunuz?

Bu nimete teşekkürünüz, onu yalan saymanız mı olmalıydı!

Haydi görelim sizi, can boğaza geldiğinde,

O vakit can çekişenin yanında bulunan sizler bakar durursunuz.

Biz ise, ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz.

Haydi bakalım eğer âhirette vereceğiniz hesap yoksa,

İddianızda tutarlı iseniz, çıkmakta olan o rûhu geri döndürsenize!

(88-89) Ama eğer ölen kimse Allah’a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.

(88-89) Ama eğer ölen kimse Allah’a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.

(90-91) Eğer ashab-ı yeminden ise "Selâm sana ashab-ı yeminden!" denilecek.

(90-91) Eğer ashab-ı yeminden ise "Selâm sana ashab-ı yeminden!" denilecek.

(92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.

(92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.

(92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.

İşte, hakkında hiç şüphe olmayan gerçek budur!

O halde Ulu Rabbinin ismini tenzih et!