Y. S.

Bilge Kuran'a and olsun.

Sen elbette elçilerden birisin.

Dosdoğru bir yol üzerinde.

Bu, Üstün ve Rahim olanın indirdiği bir vahiydir.

Ataları uyarılmadığından tümüyle habersiz kalmış bir toplumu uyarman için...

Çoklarının inanmıyacağına dair söz gerçekleşmiştir.

Boyunlarına, çenelerine kadar varan prangalar taktık da kafaları yukarıya dikilmiştir.

Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çekerek onları perdeledik; artık göremezler.

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.

Sen ancak, mesaja uyan ve yalnız başına iken Rahman'a karşı saygılı olan bir kimseyi uyarabilirsin. Onu bağışlanma ve bol bir ödülle müjdele.

Ölüleri biz, evet biz diriltiriz, onların yaptıklarını ve (ölümlerinden sonraki) sonuçlarını yazarız. Biz herşeyi apaçık bir kitapta saymışızdır.

Onlara, bir kent halkının kendilerine gelen elçilere gösterdiği tavrın örneğini ver.

Onlara iki elçi göndermiştik, ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü biriyle desteklemiştik. 'Biz size gönderilen elçileriz,' demişlerdi.

Dediler ki, 'Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman ise hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalan söylüyorsunuz.'

Dediler ki, 'Rabbimiz bilir ki biz size gönderildik.'

'Bizim görevimiz, açıkça duyurmaktan ibarettir.'

Dediler ki, 'Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer son vermezseniz sizi taşlarız ve bizden size acı bir ceza dokunacaktır.'

Dediler ki, 'Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanmaktadır. Size uyarıda bulunulduğu için mi? Siz gerçekten sınırı aşan bir topluluksunuz.'

Kentin en uzak yakasından bir adam koşarak, 'Ey halkım,' dedi, 'Elçilere uyun.'

'Sizden bir ücret istemiyenlere uyun. Onlar doğru yoldadır.'

'Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz.'

'O'nun dışında tanrılar mı edineyim? Eğer Rahman bana zarar vermek dilese, ne onların şefaati bana bir yarar sağlayabilir ne de beni kurtarabilirler.'

'O zaman tümüyle sapıtmış olurum.'

'Ben sizin Rabbinize inandım; lütfen beni dinleyin.'

(Ölüm anında) Kendisine, 'Cennete gir,' denir. 'Keşke benim halkım bir bilseydi...'

'Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırladığını...'

Ondan sonra biz, halkının üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirmeğe gerek duymadık.

Sadece bir patlama... Hemen donakaldılar.

Halkın durumu pek yazık. Kendilerine her ne zaman bir elçi gelse onunla alay ederlerdi.

Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi ve onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?

Hepsi toplanıp huzurumuza getirileceklerdir.

Ölü toprak onlar için bir ayettir: Onu diriltiriz ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.

Orada hurma ağaçları ve üzümlerden oluşan bağ ve bahçeler yetiştirdik ve pınarlar fışkırttık.

Ki onun ürünlerinden ve elleriyle yetiştirdiklerinden yesinler. Şükretmiyecekler mi?

Yerin bitirdiklerinden, kendi cinslerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden türlü çiftleri yaratan pek yücedir.

Gece de onlar için bir ayettir: Ondan gündüzü soyarız da onlar karanlıkta kalırlar.

Güneş belirlenmiş olan rotasında akıp gitmektedir. Bu Üstün ve Bilgin olanın kurduğu bir düzendir.

Aya da, kuru bir hurma dalına dönüşünceye kadar çeşitli evreler belirledik.

Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece, gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

Onlar için bir başka ayette, insan soyunu yüklü gemide taşımamızdır.

Aynı şekilde, sürmeleri için onun bir benzerini yarattık.

Dileseydik onları boğardık; ne bir çığlıklarına yetişen olurdu, ne de kurtulabilirlerdi.

Bunun yerine, bizden bir merhamet görürler ve belli bir süreye kadar yaşatılırlar.

Kendilerine, 'Geçmişinizden ibret alıp ve geleceğiniz için sakının ki merhamet edilesiniz,' denilmişti.

Rab'lerinin ayetlerinden bir ayet kendilerine geldiğinde, ondan yüz çevirmeyi adet edinmişlerdi.

Kendilerine, 'ALLAH'ın size verdiği rızıklardan verin,' denildiğinde, inkar edenler inananlara, 'ALLAH'ın, dilediği taktirde besleyebileceği kimseleri mi besleyelim? Siz gerçekten iyice sapıtmışsınız,' derler.

Aynı zamanda, 'Doğru sözlü iseniz o söz ne zaman gerçekleşecek?' diye meydan okurlar.

Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek patlamayı beklemektedirler.

Ne bir vasiyet bırakmaya vakit bulurlar ne de ailelerine dönebilirler.

Boruya üflenince, onlar mezarlarından kalkıp Rab'lerine koşacaklar.

'Vay halimize' derler, 'Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti.'

Sadece bir patlama... Hemen huzurumuza toplanıp getirilirler.

Bu gün hiç kimseye en ufak bir haksızlık edilmez ve yaptığınızın karşılığından başkasını da görmezsiniz.

Cennet halkı o gün zevk ve eğlence ile meşguldürler.

Eşleriyle birlikte gölgeliklerde, koltuklara yaslanmışlardır.

Onlar için meyveler ve istedikleri her şey vardır.

Rahim olan Rab'den söz olarak 'selam' vardır.

Ey suçlular, siz bugün ayrılın.

Ey Adem'in çocukları, şeytana tapmayacağınıza dair sizden söz almamış mıydım? O sizin açık düşmanınızdır.

Bana kulluk edin. Bu en doğru yoldur.

Buna rağmen o, sizden bir çok nesilleri saptırdı. Hiç aklınızı kullanmaz mıydınız?

İşte, size söz verilen cehennem budur!

İnkarınızın bir sonucu olarak orada yanınız.

O gün ağızlarına mühür vururuz da, bizimle elleri konuşur ve yapmış olduklarına da ayakları tanıklık eder.

Dilesek gözlerini büsbütün silerdik. Yolu bulmaya çalıştıklarında göremezlerdi.

Dilesek onları oldukları yerde dondurur ne ileri gidebilir ne de geri dönebilirlerdi.

Kime çok ömür verirsek, yaratılışını tersine çeviririz. Anlamaz mısınız?

Ona şiir öğretmiş değiliz, zaten ona uygun düşmez. Bu, ancak bir mesaj ve apaçık bir Kuran'dır.

Dirileri uyarır ve inkarcıları açığa çıkarır.

Görmezler mi, kendi ellerimizle onlar için çiftlik hayvanlarını yarattık da onlara sahip olmaktadırlar?

Onları kendilerine boyun eğdirdik; bir kısmına binmekte bir kısmından da yemektedirler

Ve onlar için onlarda başka yararlar ve içecekler vardır. Şükretmiyecekler mi?

ALLAH'tan başka tanrılar edindiler. Belki kendilerine yardım ederler diye.

Oysa onlara yardım edemezler; hatta tam tersine kendileri onları korumak için nöbet bekleyen askerlerdir.

Sözleri seni üzmesin. Gizledikleri ve açıkladıkları her şeyi çok iyi biliriz.

İnsan, kendisini bir damlacıktan yarattığımızı görmez mi ki bize karşı apaçık bir düşman kesilir?

Ve yaradılışını unutarak bize örnekli bir soru yöneltti: 'Çürüdükten sonra kemikleri kim diriltecek?'

De ki, 'Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir.'

O ki, size yeşil (klorofilli) ağaçtan ateş çıkarandır. Nitekim onu yakıyorsunuz.

Gökleri ve yeri yaratan onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Gerçekten O, Yaratandır, Bilendir.

Bir şeyi dilediği zaman, ona sadece 'Ol!' der ve o da hemen oluverir.

Her şeyin yönetimini elinde bulunduran çok yücedir ve siz de O'na döndürüleceksiniz.