Yâ sîn.


1. : ey
2. sîn : s harfi mukattaa harfi olup Allah'ın özel şifre harfidir.

Vel kur’ânil hakîm(hakîmi).


1. ve : ve
2. el kur'âni : Kur'ân
3. el hakîmi : hikmetli

İnneke leminel murselîn(murselîne).


1. inne-ke : muhakkak ki sen
2. le : mutlaka, elbette, muhakkak
3. min el murselîne : gönderilen resûllerden

Alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).


1. alâ : üzere, üzerinde, ... e
2. sırâtın : yol
3. mustekîmin : istikamet üzere olan, Allah'a götüren

Tenzîlel azîzir rahîm(rahîmi).


1. tenzîle : indirildi
2. el azîzi : azîz, üstün, izzetli
3. er rahîmi : rahîm esması ile tecelli eden, rahmet nurunun sahibi

Li tunzire kavmen mâ unzire âbâuhum fe hum gâfilûn(gâfilûne).


1. li tunzire : uyarman için
2. kavmen : kavim, topluluk
3. mâ unzire : uyarılmadı
4. âbâu-hum : onların babaları, ataları
5. fe : o zaman, böylece
6. hum : onlar
7. gâfilûne : gâfiller, gaflet içinde olanlar

Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).


1. lekad : andolsun ki
2. hakka : hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi
3. el kavlu : söz
4. alâ : üzere, üzerinde, ... e
5. ekseri-him : onların çoğu
6. fe : o zaman, böylece
7. hum : onlar
8. lâ yu'minûne : âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler)

İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim aglâlen fe hiye ilel ezkâni fe hum mukmehûn(mukmehûne).


1. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
2. cealnâ : kıldık, yaptık
3. fî a'nâkı-him : onların boyunlarındadır
4. aglâlen : halkalar, zincirler
5. fe hiye : artık o
6. ilel ezkâni (ilâ el ezkâni) : çenelere kadar
7. fe hum : artık onlar
8. mukmehûne : başları yukarı kalkık olanlar, başları yukarı kaldırılmış kimseler

Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn(yubsırûne).


1. ve cealnâ : ve yaptık, kıldık
2. min beyni eydî-him : onların elleri arasından, önlerinden
3. sedden : bir set
4. ve min halfi-him : ve onların arkalarından
5. fe agşeynâ-hum : böylece, artık onları perdeledik, örttük, kuşattık
6. fe hum lâ yubsırûne : böylece, artık onlar görmezler

Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).


1. ve sevâun : ve musavidir, eşittir, birdir
2. aleyhim : onlara, onların üzerine
3. e :
4. enzerte-hum : onları uyardın
5. em : yoksa, veya
6. lem tunzir-hum : onları uyarmadın
7. lâ yu'minûne : âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler)

İnnemâ tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmâne bil gayb(gaybi), fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerîm(kerîmin).


1. innemâ : ancak, sadece
2. tunziru : sen uyarırsın
3. men : kimse, kişi
4. ittebea : tâbî oldu, uydu
5. ez zikre : zikir
6. ve haşiye : ve huşû duydu
7. er rahmâne : rahmân
8. bi el gaybi : gayb ile, gıyabında, gaybda
9. fe : o zaman, böylece
10. beşşir-hu : onu müjdele
11. bi magfiretin : bir mağfiret ile
12. ve ecrin : ve bir ecir
13. kerîmin : kerim, bol, çok çeşit, çeşit çeşit

İnnâ nahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârehum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn(mubînin).


1. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
2. nahnu : biz
3. nuhyi : diriltiriz
4. el mevtâ : ölü
5. ve nektubu : ve yazarız
6. mâ kaddemû : takdim ettikleri şeyleri
7. ve âsâre-hum : ve onların eserleri
8. ve kulle şey'in : ve herşeyi, hepsini
9. ahsaynâ-hu : onu saydık
10. : içinde, vardır
11. imâmin : önder, rehber, imam
12. mubînin : apaçık

Vadrıb lehum meselen ashâbel karyeh(karyeti), iz câe hel murselûn(murselûne).


1. vadrıb (ve ıdrıb) meselen : ve örnek, misal ver
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. meselen : misal, örnek
4. ashâbe : sahib, halk
5. el karyeti : karye, kasaba
6. iz câe-hâ : ona gelmişti
7. el murselûne : gönderilmiş olan resûller, mürseller, elçiler

İz erselnâ ileyhimusneyni fe kezzebûhumâ fe azzeznâ bi sâlisin fe kâlû innâ ileykum murselûn(murselûne).


1. iz erselnâ : biz göndermiştik
2. ileyhim : onlara
3. isneyni : iki
4. fe : o zaman, böylece
5. kezzebû-humâ : ikisini yalanladılar
6. azzeznâ : azîz kıldık, güçlendirdik, destekledik
7. bi : ile, ... e
8. sâlisin : üçüncü
9. kâlû : dediler
10. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
11. ileykum : size
12. murselûne : (gönderilmiş) resûller

Kâlû mâ entum illâ beşerun mislunâ ve mâ enzeler rahmânu min şey’in in entum illâ tekzibûn(tekzibûne).


1. kâlû : dediler
2. mâ entum : siz değilsiniz
3. illâ : ancak, sadece
4. beşerun : bir beşer, insan
5. mislu-nâ : bizim gibi
6. ve mâ enzele : ve indirdiği şey
7. er rahmânu : Rahmân
8. min şey'in : bir şeyden
9. in ... illâ : ancak, sadece
10. entum : sizi
11. tekzibûne : tekzip ediyorsunuz, yalan söylüyorsunuz

Kalû rabbunâ ya’lemu innâ ileykum le murselûn(murselûne).


1. kalû : dediler
2. rabbu-nâ : bizim Rabbimiz
3. ya'lemu : bilir
4. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
5. ileykum : size
6. le : mutlaka, elbette, muhakkak
7. murselûne : (gönderilmiş) resûller

Ve mâ aleynâ illel belâgul mubîn(mubînu).


1. ve mâ aleynâ : ve bizim üzerimizde (sorumluluk) yok
2. illâ : ancak, sadece
3. el belâgu : tebliğ, bildirme
4. el mubînu : açıkça, açık

Kâlû innâ tetayyernâ bi kum, le in lem tentehû le nercumennekum ve le yemessennekum minnâ azâbun elîm(elîmun).


1. kâlû : dediler
2. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
3. tetayyernâ : uğursuzluğa uğradık
4. bi kum : size
5. le : mutlaka, elbette, muhakkak
6. in lem tentehû : eğer vazgeçmezseniz
7. nercume- enne-kum (receme) : biz sizi mutlaka taşlarız (taşladı)
8. ve le : ve elbette, mutlaka
9. yemesse- enne-kum (messe) : size mutlaka dokunacak (dokundu)
10. min-nâ : bizden
11. azâbun : bir azap
12. elîmun : elîm, acıklı

Kâlû tâirikum meakum, e in zukkirtum, bel entum kavmun musrifûn(musrifûne).


1. kâlû : dediler
2. tâiri-kum : sizin uğursuzluğunuz
3. mea-kum : sizinle beraber
4. e :
5. in : eğer
6. zukkirtum : size hatırlatıldı
7. bel : hayır, bilâkis
8. entum : sizi
9. kavmun : bir kavim, bir topluluk
10. musrifûne : müsrifler

Ve câe min aksal medîneti raculun yes’â kâle yâ kavmittebiûl murselîn(murselîne).


1. ve câe : ve geldi
2. min aksa : en uzak
3. el medîneti : şehir
4. raculun : bir erkek
5. yes'â : koşarak
6. kâle : dedi
7. : ey
8. kavmi (kavmî) : benim kavmim
9. ittebiû : tâbî olun
10. el murselîne : murseller, elçiler, gönderilmiş resûller

İttebiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne).


1. ittebiû : tâbî olun
2. men : kimse, kişi
3. lâ yes'elu-kum : sizden istemiyor
4. ecren : ecir, karşılık, mükâfat
5. ve hum : ve onlar
6. muhtedûne : hidayete eren (kimse)lerdir

Ve mâ liye lâ a’budullezî fataranî ve ileyhi turceûn(turceûne).


1. ve mâ : ve şey
2. liye : benim
3. lâ a'budu : ben kul olmam
4. ellezî : o ki, ki o
5. fatara-nî : beni yarattı
6. ve ileyhi : ve ona
7. turceûne : döndürüleceksiniz

E ettehızu min dûnihî âliheten in yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey’en ve lâ yunkızûn(yunkızûni).


1. e ettehızu : ben edinir miyim
2. min dûni-hi : ondan başka
3. âliheten : ilâhlar
4. in yurid-ni : eğer bana (benim için) diler
5. er rahmânu : Rahmân
6. bi durrin : bir darlığı, zararı
7. lâ tugni (lâ tugni ... şey'en) : gidermez, yarar sağlamaz, fayda vermez (bir şey gidermez)
8. an-nî : benden
9. şefâatu-hum : onların şefaati
10. şey'en : bir şey
11. ve lâ yunkızû-ni : ve beni kurtaramazlar

İnnî izen le fî dalâlin mubîn(mubînin).


1. innî : muhakkak ki ben
2. izen : öyle olunca, aksi halde
3. le : mutlaka, elbette, muhakkak
4. : içinde, vardır
5. dalâlin : dalâlet, yanılgı
6. mubînin : apaçık

İnnî âmentu bi rabbikum fesmeûn(fesmeûni).


1. innî : muhakkak ki ben
2. âmentu : îmân ettim
3. bi rabbi-kum : Rabbinize
4. fe : o zaman, böylece
5. ismeû-ni : beni işitin

Kîled hulil cenneh(cennete), kâle yâ leyte kavmî ya’lemûn(ya’lemûne).


1. kîle : denildi
2. udhuli : girin
3. el cennete : cennet
4. kâle : dedi
5. yâ leyte : keşke
6. kavmî : benim kavmim
7. ya'lemûne : bilirler

Bimâ gafere lî rabbî ve cealenî minel mukremîn(mukremîne).


1. bimâ : şey ile
2. gafere : mağfiret etti, günahları sevaba çevirdi
3. : bana
4. rabbî : Rabbim
5. ve ceale-nî : ve beni kıldı
6. min el mukremîne : ikram edilenlerden

Ve mâ enzelnâ alâ kavmihî min ba’dihî min cundin mines semâi ve mâ kunnâ munzilîn(munzilîne).


1. ve mâ enzelnâ : ve biz indirmedik
2. alâ kavmi-hi : onun kavmine (kendi kavmine)
3. min ba'di-hi : ondan sonra
4. min cundin : bir ordu(dan)
5. min es semâi : semadan, gökyüzünden
6. ve mâ kunnâ : ve biz değiliz, biz olmadık
7. munzilîne : indirenler (indiriciler)

İn kânet illâ sayhaten vâhıdetenfe izâ hum hâmidûn(hâmidûne).


1. in ... illâ : ancak, sadece
2. kânet : oldu, olmuştur
3. sayhaten : bir sayha, şiddetli ses dalgası
4. vâhıdeten : bir, tek, bir tek
5. fe : o zaman, böylece
6. izâ : olduğu zaman
7. hum hâmidûne : onlar sönenler, sönen kimseler

Yâ hasreten alel ıbâd(ıbâdi), mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).


1. yâ hasreten : yazık, yazıklar olsun
2. alâ el ıbâdi : kullara
3. mâ ye'tî-him : onlara gelmedi (ki)
4. min resûlin : bir resûl, bir elçi
5. illâ kânû : ...'den başka olmadılar (...olmasınlar)
6. bi-hi yestehziûne : onunla alay ediyorlar

E lem yerev kem ehleknâ kablehum minel kurûni ennehum ileyhim lâ yerciûn(yerciûne).


1. e lem yerev : görmüyorlar mı
2. kem : kaç tane, nice
3. ehleknâ : biz helâk ettik
4. kable-hum : onlardan önce
5. min el kurûni : nesillerden (asırlardan)
6. enne-hum : onların ..... olduğunu
7. ileyhim lâ yerciûne : onlara dönmezler

Ve in kullun lemmâ cemîun ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).


1. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
2. kullun : hepsi
3. lemmâ : olduğu zaman
4. cemîun : toplum, topluluk
5. ledeynâ : huzurumuzda
6. muhdarûne : hazır bulundurulanlar

Ve âyetun lehumul ardul meyteh(meytetu), ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhu ye’kulûn(ye’kulûne).


1. ve âyetun : ve bir âyet, mucize, delil
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. el ardu : arz, yeryüzü, toprak
4. el meytetu : ölü, kesilmeksizin ölen hayvan
5. ahyeynâ-hâ : biz onu dirilttik
6. ve ahrecnâ : ve biz çıkarttık
7. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
8. habben : tane(ler)
9. fe : o zaman, böylece
10. min-hu : ondan
11. ye'kulûne : yiyorlar

Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîlin ve a’nâbin ve feccernâ fîhâ minel uyûn(uyûni).


1. ve cealnâ : ve yaptık, kıldık
2. fî-hâ : orada
3. cennâtin : cennetler
4. min nahîlin : hurmalıktan
5. ve a'nâbin : ve üzümler, bağlar
6. ve feccernâ : ve fışkırttık, çıkardık, akıttık
7. min el uyûni : pınarlar(dan)

Li ye’kulû min semerihî ve mâ âmilethu eydîhim, e fe lâ yeşkurûn(yeşkurûne).


1. li ye'kulû : yesinler
2. min semeri-hi : onun ürününden, meyvesinden
3. ve mâ : ve şey
4. âmilet-hu : onu yaptılar
5. eydî-him : onların elleri, kendi elleri
6. e :
7. fe : o zaman, böylece
8. lâ yeşkurûne : şükretmiyorlar

Subhânellezî halakal ezvâce kullehâ mimmâ tunbitulardu ve min enfusihim ve mimmâ lâ ya’lemûn(ya’lemûne).


1. subhânellezî (subhâne ellezî) : o sübhandır, herşeyden münezzehtir
2. halaka : yarattı
3. el ezvâce : çiftler, eşler
4. kulle-hâ : onun hepsi
5. mimmâ (min mâ) : şeyden
6. tunbitu : yetiştirir
7. el ardu : arz, yeryüzü, toprak
8. ve min enfusi-him : ve onların nefslerinden
9. ve mimmâ (min mâ) : ve o şeyden, ondan
10. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar, bilmezler

Ve âyetun lehumul leyl(leylu), neslehu minhun nehâre fe izâ hum muzlimûn(muzlimûne).


1. ve âyetun : ve bir âyet, mucize, delil
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. el leylu : gece
4. neslehu : sıyırırız, çekip alırız
5. min-hu : ondan
6. en nehâre : gündüz
7. fe : o zaman, böylece
8. izâ : olduğu zaman
9. hum : onlar
10. muzlimûne : karanlıkta kalan kimseler, karanlıkta kalanlar

Veş şemsu tecrî li mustekarrin lehâ, zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).


1. ve eş şemsu : ve güneş
2. tecrî : akar
3. li : ... e, için
4. mustekarrin : karar kılınmış, kararlaştırılmış
5. lehâ : onda, onun
6. zâlike : işte bu, bu
7. takdîru : takdiri, hükmü
8. el azîzi : azîz, üstün, izzetli
9. el alîmi : âlim, en iyi bilen

Vel kamere kaddernâhu menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm(kadîmi).


1. ve el kamere : ve ay
2. kaddernâ-hu : biz ona takdir ettik
3. menâzile : menziller, yörüngeler
4. hattâ : olana kadar, olmadıkça
5. âde : döndü
6. ke : gibi
7. el urcûni : hurma salkımının dalı
8. el kadîmi : eski

Leş şemsu yenbegî lehâ en tudrikel kamere ve lel leylu sâbikun nehâr(nehâri), ve kullun fî felekin yesbehûn(yesbehûne).


1. leş şemsu (lâ eş şemsu) : güneş olmaz (olamaz)
2. yenbegî : yakışmaz, uygun olmaz
3. lehâ : onda, onun
4. en tudrike : erişmek, yetişmek
5. el kamere : kamer, ay
6. ve lel leylu (ve lâ el leylu) : ve gece olmaz (olamaz)
7. sâbikun : hayırlarda yarışanlar, öne geçenler
8. en nehâri : gündüz
9. ve kullun : ve hepsi
10. : içinde, vardır
11. felekin : yörünge, felek
12. yesbehûne : yüzüyorlar, yüzerler (seyir ediyorlar)

Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ zurriyyetehum fîl fulkil meşhûn(meşhûni).


1. ve âyetun : ve bir âyet, mucize, delil
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. ennâ : nasıl
4. hamelnâ : taşıdık
5. zurriyyete-hum : onların zürriyetlerini
6. fî el fulki : gemide
7. el meşhûni : dolu

Ve halaknâ lehum min mislihî mâ yerkebûn(yerkebûne).


1. ve halaknâ : ve biz yarattık
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. min misli-hi : onun mislinden, onun benzeri, onun gibi
4. mâ yerkebûne : bindiğiniz şeyler

Ve in neşe’ nugrıkhum fe lâ sarîha lehum ve lâ hum yunkazûn(yunkazûne).


1. ve in : ve ise, sadece, doğrusu
2. neşe' : dileriz
3. nugrık-hum : onları boğarız, garkederiz
4. fe : o zaman, böylece
5. lâ sarîha : yardım edilmez
6. lehum : onlarındır, onlar için vardır
7. ve lâ hum yunkazûne : ve onlar kurtarılmazlar

İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn(hînin).


1. illâ : ancak, sadece
2. rahmeten : rahmet
3. min-nâ : bizden
4. ve metâan : ve meta, geçim vasıtası
5. ilâ : ... e
6. hînin : belli bir zaman

Ve izâ kîle lehumuttekû mâ beyne eydîkum ve mâ halfekum leallekum turhamûn(turhamûne).


1. ve izâ : ve o zaman, olunca
2. kîle : denildi
3. lehum : onlarındır, onlar için vardır
4. ittekû : takva sahibi olun
5. mâ beyne eydî-kum : elleriniz arasındaki, önünüzdeki şeyler
6. ve mâ halfe-kum : ve arkanızdaki şeyler
7. lealle-kum : umulur ki böylece siz
8. turhamûne : rahmet olunursunuz

Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’ridîn(mu’ridîne).


1. ve mâ te'tî-him : ve onlara gelmez (gelmemiştir)
2. min âyetin : bir âyet (âyetten)
3. min âyâti : âyetlerden
4. rabbi-him : kendi Rab'leri, onların Rabbi
5. illâ : ancak, sadece
6. kânû : oldular
7. an-hâ : ondan, oradan
8. mu'ridîne : yüz çevirenler

Ve izâ kîle lehum enfikû mimmâ rezakakumullâhu kâlellezîne keferû lillezîne âmenû e nut’imu men lev yeşâullâhu at’ameh(at’amehu), in entum illâ fî dalâlin mubîn(mubînin).


1. ve izâ kîle : ve denildiği zaman, denildiğinde
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. enfikû : infâk edin, Allah için harcayın
4. mimmâ (min mâ) : şeyden
5. rezaka-kum allâhu : Allah'ın sizi rızıklandırdığı
6. kâle ellezîne : onlar dediler
7. keferû : inkâr ettiler
8. li ellezîne : için, o kimseler (onlar için)
9. âmenû : îmân ettiler
10. e nut'imu : biz mi doyuracağız, biz mi yedireceğiz
11. men : kimse, kişi
12. lev : eğer, ise
13. yeşâullâhu (yeşâu allâhu) : Allah diler
14. at'ame-hu : onu doyurur
15. in entum : eğer siz ... iseniz
16. illâ : ancak, sadece
17. fî dalâlin : dalâlette
18. mubînin : apaçık

Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).


1. ve yekûlûne : ve diyorlar
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va'du : vaad
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. sâdikîne : sadıklar, doğru söyleyenler

Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhıdeten te’huzuhum ve hum yahıssımûn(yahıssımûne).


1. mâ yenzurûne : bakmazlar, gözlemiyorlar
2. illâ : ancak, sadece
3. sayhaten : bir sayha, şiddetli ses dalgası
4. vâhıdeten : bir, tek, bir tek
5. te'huzu-hum : onları alır, yakalar
6. ve hum : ve onlar
7. yahıssımûne : çekişirler, tartışırlar

Fe lâ yestetîûne tavsiyeten ve lâ ilâ ehlihim yerciûn(yerciûne).


1. fe : o zaman, böylece
2. lâ yestetîûne : güç yetiremezler, muktedir değiller
3. tavsiyeten : tavsiye, vasiyet
4. ve lâ : ve olmaz, olmasın
5. ilâ : ... e
6. ehli-him : onların aileleri
7. yerciûne : dönerler

Ve nufiha fîs sûri fe izâ hum minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn(yensilûne).


1. ve nufiha : ve üfürüldü
2. fî es sûri : sur'a
3. fe : o zaman, böylece
4. izâ : olduğu zaman
5. hum : onlar
6. min el ecdâsi : kabirlerden
7. ilâ rabbi-him : Rab'lerine
8. yensilûne : hızla koşarlar, saldırırlar

Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânuve sadakal murselûn(murselûne).


1. kâlû : dediler
2. : ey
3. veyle-nâ : yazıklar olsun bize
4. men : kimse, kişi
5. bease-nâ : bizi diriltti
6. min merkadi-nâ : uykuya bırakıldığımız yerden
7. hâzâ : bu
8. mâ vaade : vaad ettiği şey
9. er rahmânu : Rahmân
10. ve sadaka : ve doğru söylemiş
11. el murselûne : gönderilmiş olan resûller, mürseller, elçiler

İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).


1. in : eğer
2. kânet : oldu, olmuştur
3. illâ : ancak, sadece
4. sayhaten : bir sayha, şiddetli ses dalgası
5. vâhıdeten : bir, tek, bir tek
6. fe : o zaman, böylece
7. izâ : olduğu zaman
8. hum : onlar
9. cemîun : toplum, topluluk
10. ledey-nâ : yanımızda
11. muhdarûne : hazır bulundurulanlar

Fel yevme lâ tuzlemu nefsun şey’en ve lâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).


1. fe : o zaman, böylece
2. el yevme : bugün
3. lâ tuzlemu : zulmedilmez, haksızlığa uğratılmaz
4. nefsun : bir nefs, bir kimse
5. şey'en : bir şey
6. ve lâ tuczevne : ve karşılık görmezsiniz, cezalandırılmazsınız
7. illâ : ancak, sadece
8. : olmadı
9. kuntum : siz iseniz
10. ta'melûne : yaptıklarınız şeylerden

İnne ashâbel cennetil yevme fî şugulin fâkihûn(fâkihûne).


1. inne : muhakkak
2. ashâbe : sahib, halk
3. el cenneti : cennet
4. el yevme : bugün
5. : içinde, vardır
6. şugulin : meşguliyet
7. fâkihûne : memnun, hoşnut, zevk-ü sefada olanlar

Hum ve ezvâcuhum fî zılâlin alel erâiki muttekiûn(muttekiûne).


1. hum : onlar
2. ve ezvâcu-hum : ve onların eşleri
3. fî zılâlin : gölgeliklerde
4. alâ el erâiki : tahtlar üzerinde
5. muttekiûne : yaslanmış olanlar

Lehum fîhâ fâkihetun ve lehum mâ yeddeûn(yeddeûne).


1. lehum : onlarındır, onlar için vardır
2. fîhâ : onun içinde, ona
3. fâkihetun : yemiş, meyve
4. ve lehum : ve onlar için (vardır)
5. mâ yeddeûne : istedikleri şeyler

Selâmun kavlen min rabbin rahîm(rahîmin).


1. selâmun : selâmdır
2. kavlen : söz
3. min rabbin : Rab'lerinden
4. rahîmin : rahmet nuru gönderen

Vemtâzûl yevme eyyuhel mucrimûn(mucrimûne).


1. ve imtâzû : ve ayrılın, çekilin
2. el yevme : bugün
3. eyyuhâ : ey
4. el mucrimûne : mücrimler, günahkârlar

E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).


1. e lem a'had : ahd almadım mı
2. ileykum : size
3. yâ benî âdeme : ey Âdemoğulları
4. en lâ ta'budû : kul olmayın
5. eş şeytâne : şeytan
6. inne-hu : muhakkak ki o, çünkü o
7. lekum : sizin için, size
8. aduvvun : düşman
9. mubinun : apaçık

Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).


1. ve eni'budûnî (en i'budû-nî) : ve bana kul olun
2. hâzâ : bu
3. sırâtun mustekîmun : Sıratı Mustakîm

Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).


1. ve lekad : ve andolsun
2. edalle : dalâlette bıraktı, saptırdı
3. min-kum : sizden
4. cibillen : insanlar, halk, cemaat
5. kesîran : çok
6. e :
7. fe : o zaman, böylece
8. lem tekûnû : olmadınız
9. ta'kılûne : akıl edersiniz

Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).


1. hâzihî : bu
2. cehennem : cehennem
3. elletî : ki o
4. kuntum : siz iseniz
5. tûadûne : siz vaadolundunuz, size vaadedilen

Islevhel yevme bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).


1. ıslev-hâ : ona yaslanın
2. el yevme : bugün
3. bi mâ : şeye
4. kuntum : siz iseniz
5. tekfurûne : inkâr ediyorsunuz

El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).


1. el yevme : bugün
2. nahtimu : mühürleriz
3. alâ efvâhi-him : onların ağızlarının üzerini
4. ve tukellimu-nâ : ve bizimle konuşur, söyler, anlatır
5. eydî-him : onların elleri, kendi elleri
6. ve teşhedu : ve şahitlik eder
7. erculu-hum : onların ayakları
8. bi-mâ : şey ile, sebebiyle
9. kânû : oldular
10. yeksibûne : iktisap ediyorlar, kazanıyorlar

Ve lev neşâu le tamesnâ alâ a’yunihim festebekûs sırâta fe ennâ yubsırûn(yubsırûne).


1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. neşâu : dileriz
3. le : mutlaka, elbette, muhakkak
4. tamesnâ : sildik, mahvettik
5. alâ a'yuni-him : onların gözlerine
6. festebekû (fe istebekû) : böylece, o zaman koştular, koşuştular
7. es sırâta : yol
8. fe : o zaman, böylece
9. ennâ : nasıl
10. yubsırûne : görürler

Ve lev neşâu le mesahnâhum alâ mekânetihim fe mâstetâû mudiyyen ve lâ yerciûn(yerciûne).


1. ve lev : ve şâyet, eğer
2. neşâu : dileriz
3. le mesahnâ-hum : elbette onları değiştirdik
4. alâ mekâneti-him : mekânlarında, onların bulunduğu yerde
5. fe mâstetâû (mâ istetâû) : o zaman güçleri yetmez
6. mudiyyen : geçip gitme, ileri gitme
7. ve lâ yerciûne : ve geri dönmezler

Ve men nuammirhu nunekkishu fîl halk(halkı), e fe lâ ya’kılûn(ya’kılûne).


1. ve men : ve kim
2. nuammir-hu : onun ömrünü uzatırız
3. nunekkis-hu : onu tersine çeviririz, onun kuvvetini gideririz
4. fî el halkı : yaratışta, yaratmada
5. e fe lâ ya'kılûne : hâlâ akıl etmezler mi

Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh(lehu), in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).


1. ve mâ allemnâ-hu : ve biz ona öğretmedik
2. eş şi're : şiir
3. ve mâ yenbagî : ve caiz olmaz, yakışmaz, olamaz
4. lehu : ona ait, onun
5. in ... (illâ) : eğer olursa, ancak ... olur
6. huve : o
7. (in) ... illâ : ancak, sadece
8. zikrun : bir zikir
9. ve kur'ânun : ve Kur'ân
10. mubînun : açıkça, apaçık

Li yunzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlu alel kâfirîn(kâfirîne).


1. li : ... e, için
2. yunzire : inzar eder, uyarır
3. men : kimse, kişi
4. kâne : oldu
5. hayyen : diri, canlı olarak
6. ve yehıkka : ve hak olur
7. el kavlu : söz
8. alâ : üzere, üzerinde, ... e
9. el kâfirîne : kâfirler

E ve lem yerev ennâ halaknâ lehum mimmâ amilet eydînâ en’âmen fe hum lehâ mâlikûn(mâlikûne).


1. e :
2. ve lem yerev : ve görmediler
3. ennâ : nasıl
4. halaknâ : biz yarattık
5. lehum : onlarındır, onlar için vardır
6. mimmâ (min mâ) : şeyden
7. amilet : yaptı
8. eydî-nâ : ellerimiz
9. en'âmen : hayvanlar
10. fe : o zaman, böylece
11. hum : onlar
12. lehâ : onda, onun
13. mâlikûne : malik olanlar

Ve zellelnâhâ lehum fe minhâ rakûbuhum ve minhâ ye’kulûn(ye’kulûne).


1. ve zellelnâ-hâ : ve biz onu zelil ettik, itaatkâr kıldık, boyun eğdirdik
2. lehum : onlarındır, onlar için vardır
3. fe : o zaman, böylece
4. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
5. rakûbu-hum : onların binekleri
6. ve min-hâ : ve oradan
7. ye'kulûne : yiyorlar

Ve lehum fîhâ menâfiu ve meşârib(meşâribu), e fe lâ yeşkurûn(yeşkurûne).


1. ve lehum : ve onlar için (vardır)
2. fî-hâ : orada
3. menâfiu : menfaatler, yararlar, faydalar
4. ve meşâribu : ve içecek şeyler
5. e :
6. fe : o zaman, böylece
7. lâ yeşkurûne : şükretmiyorlar

Vettehazû min dûnillâhi âliheten leallehum yunsarûn(yunsarûne).


1. vettehazû (ve ittehazû) : ve edindiler
2. min dûni allâhi : Allah'tan başka
3. âliheten : ilâhlar
4. lealle-hum : umulur ki böylece onlar
5. yunsarûne : yardım olunurlar

Lâ yestetîûne nasrahum ve hum lehum cundun muhdarûn(muhdarûne).


1. lâ yestetîûne : güç yetiremezler, muktedir değiller
2. nasra-hum : onlara yardım
3. ve hum : ve onlar
4. lehum : onlarındır, onlar için vardır
5. cundun : askerler
6. muhdarûne : hazır bulundurulanlar

Fe lâ yahzunke kavluhum, innâ na’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne).


1. fe : o zaman, böylece
2. lâ yahzun-ke : seni üzmesin (mahzun etmesin)
3. kavlu-hum : onların söyledikleri
4. innâ : hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz
5. na'lemu : biz biliyoruz
6. mâ yusirrûne : sır olan, saklanan şeyler
7. ve mâ yu'linûne : ve alenî olan, açıklanan şeyler

E ve lem yerel insânu ennâ halaknâhu min nutfetin fe iza huve hasîmun mubîn(mubînun).


1. e :
2. ve lem yera : ve görmüyorlar, görmediler
3. el insânu : insan
4. ennâ : nasıl
5. halaknâ-hu : onu yarattık
6. min nutfetin : bir damla sudan, nutfeden
7. fe : o zaman, böylece
8. iza : olduğu zaman
9. huve : o
10. hasîmun : düşman, hasım
11. mubînun : açıkça, apaçık

Ve darebe lenâ meselen ve nesiye halkah(halkahu), kâle men yuhyil izâme ve hiye remîm(remîmun).


1. ve darebe (meselen) : ve örnek verdi, misal getirdi
2. lenâ : bizim
3. meselen : misal, örnek
4. ve nesiye : ve unuttu
5. halka-hu : onun yaratılışı
6. kâle : dedi
7. men : kimse, kişi
8. yuhyi : diriltir
9. el izâme : kemik
10. ve hiye : ve o
11. remîmun : çürüyüp dağılmış

Kul yuhyîhellezî enşeehâ evvele merreh(merretin), ve huve bi kulli halkın alîm(alîmun).


1. kul : de, söyle
2. yuhyî-hâ : ona hayat verir, onu canlandırır
3. ellezî : o ki, ki o
4. enşee-hâ : onu inşa etti, yaptı
5. evvele : evvel, ilk
6. merretin : defa, kere
7. ve huve : ve o
8. bi kulli : her biri, hepsi
9. halkın : yaradılış
10. alîmun : en iyi bilen

Ellezî ceale lekum mineş şeceril ahdarinâren fe izâ entum minhu tûkıdûn(tûkıdûne).


1. ellezî : o ki, ki o
2. ceale : kıldı, yaptı
3. lekum : sizin için, size
4. min eş şeceri : ağaçtan
5. el ahdari : yeşil
6. nâren : ateş
7. fe : o zaman, böylece
8. izâ : olduğu zaman
9. entum : sizi
10. min-hu : ondan
11. tûkıdûne : yakıyorsunuz, yakarsınız

E ve leysellezî halakas semâvâti vel arda bi kâdirin alâ en yahluka mislehum, belâ ve huvel hallâkul alîm(alîmu).


1. e :
2. ve leyse : ve değildir
3. ellezî : o ki, ki o
4. halaka : yarattı
5. es semâvâti : semalar, gökler
6. ve el arda : ve arz, yeryüzü
7. bi kâdirin alâ : ... a kaadir olan
8. en yahluka : yaratmak
9. misle-hum : onların benzerini, bir mislini daha
10. belâ : bilâkis, hayır, öyle değil
11. ve huve : ve o
12. el hallâku : en iyi yaratan
13. el alîmu : en iyi bilen

İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn(yekûnu).


1. innemâ : ancak, sadece
2. emru-hu : onun işi, kendi işi
3. izâ erâde : irade ettiği, dilediği zaman
4. şey'en : bir şey
5. en yekûle : söylemek, demek
6. lehu : ona ait, onun
7. kun : ol
8. fe : o zaman, böylece
9. yekûnu : olur

Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve ileyhi turceûn(turceûne).


1. fe : o zaman, böylece
2. subhâne : o sübhandır, bütün noksanlıklardan münezzehtir
3. ellezî : o ki, ki o
4. bi yedi-hî : onun elinde
5. melekûtu : mülk, yönetim, idare
6. kulli şey'in : herşey
7. ve ileyhi : ve ona
8. turceûne : döndürüleceksiniz