Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.

Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.

Biz bu Kur'an'ı vahyederek, sana en güzel kıssayı anlatıyoruz. Oysa daha önce sen bundan habersizdin.

Hani Yusuf babasına, “Babacığım! Rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ediciler olduklarını gördüm” demişti.

(Babası) Dedi ki: “Oğulcağızım! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra senin için bir hilede bulunurlar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”

“Rabbin seni böylece rüyandaki gibi (peygamberliğe) seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek; daha önce, babaların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakup soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilendir, hikmet sahibidir.”

Hiç şüphesiz Yusuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır.

Hani onlar, “Biz, güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidirler. Doğrusu babamız apaçık bir şaşkınlık içindedir” demişlerdi.

“Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yüzü (sevgisi) yalnızca size (özgü) kalsın. Ondan sonra da (tevbe ederek) salih bir topluluk olunuz.”

Onlardan bir söz sahibi dedi ki: “Yusuf'u öldürmeyin, Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, onu bir kuyunun dibine bırakın da (oradan geçen) kafilenin biri onu bulup alsın.”

“Ey babamız! Biz onun (Yusuf'un) iyiliğini istediğimiz halde, sen neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun?”

“Sen onu yarın bizimle gönder de gönlünce gezsin ve oynasın. Kuşkusuz biz onu koruyup gözeticileriz.”

(Babaları) Dedi ki: “Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum.”

Dediler ki: “Şüphesiz biz böyle güçlü bir topluluk iken onu kurt yerse, o zaman biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Yusuf'u götürüp bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdıklarında, biz ona, “Şüphesiz sen, farkında olmadıkları bir sırada, bu yaptıklarını onlara haber vereceksin” diye vahyettik.

Akşamüstü ağlayarak babalarına geldiler.

“Ey babamız! Biz gittik, yarışıyorduk ve Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; derken kurt onu yedi. Ama biz doğruyu söyleyenler olsak bile sen bize inanan kimse değilsin” dediler.

Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. “Hayır” dedi. “Belki nefsiniz bir işi size süslemiş (güzel göstermiş) oldu. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabır! Sizin bu söylediklerinize karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır.”

Bir kervan geldi, sucularını (su almak için kuyuya) gönderdiler. Sucu kovasını (sudan) çekince (kovayla birlikte Yusuf'un kuyudan çıktığını gördüğünde), “Müjde! Bu genç bir oğlan!” dedi. Yusuf'u alıp onu bir ticaret sermayesi olarak sakladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilendi.

Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (bir kaç) dirheme sattılar. onlar O'nun hakkında isteksizlerden olmuşlardı.

Mısır'da onu satın alan kimse karısına, “Onun yerini yüce tut, belki bize faydası olur yahut da onu evlat ediniriz” dedi. Biz işte böylece Yusuf'u, kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye o yere yerleştirdik. Allah, işinde üstündür, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

O, kemal çağına geldiğinde kendisine hikmet ve bilgi verdik. İhsan sahiplerini işte böyle mükâfatlandırırız.

Evinde bulunduğu kadın onun nefsinden murat almak istedi, kapıları sıkı sıkı kapadı ve “Ben seninim, gelsene!” dedi. Yusuf, “Allah'a sığınırım. Çünkü o (Allah) benim Rabbimdir, yerimi güzel kılmıştır. Şüphesiz zalimler kurtuluşa ermez” dedi.

Şüphesiz kadın ona kastetmişti. O da eğer Rabbinin kesin kanıtını görmemiş olsa idi kadına kastedecekti. İşte ondan kötülüğü ve çirkinliği böylece engelledik. Doğrusu o bizim ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandır.

İkisi de kapıya koştular, kadın Yusuf'un gömleğini arkadan çekip yırttı. Kapının yanında kadının efendisine (kocasına) rastladılar. Kadın, “Ailene kötülük etmek isteyen bir kimsenin cezası ya hapis ya da elem verici bir azaptır” dedi.

Yusuf, “O benim nefsimden kâm almak istedi” dedi. Kadının akrabasından biri, “Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır” diye şahitlik etti.

“Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir.”

(Kocası) Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, “Doğrusu bu sizin düzenlerinizdendir, şüphesiz siz kadınların düzeni büyüktür” dedi.

“Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın), günahından ötürü bağışlanma dile. Doğrusu sen hata edenlerden oldun.”

Şehirde bir takım (sosyete) kadınlar, (kışkırtmak için), “Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; (adeta) delikanlının sevgisi kalp perdesini yırtıp yüreğine sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görmekteyiz” dediler.

(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (kurye) yolladı, onlar için bir eğlence partisi düzenledi ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu görünce (gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve “Allah'ı tenzih ederiz! Bu bir beşer değildir, bu, ancak yüce bir melektir” dediler.

Vezirin karısı, “İşte sözünü edip hakkında beni yerdiğiniz budur. Şüphesiz ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. Emrettiğim şeyi yapmazsa, hiç şüphesiz zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacaktır.”

(Yusuf) Dedi ki: “Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Onların kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum.”

Rabbi ona (duasına) icabet etti ve onların düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Zira O, işitendir, bilendir.

Sonra onlara (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, onu belli bir vakte kadar zindana atma (görüşü) belirdi.

Zindana, onunla beraber, iki genç daha girdi. Biri, “(Rüyamda) şarap (üzüm) sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri “Başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunu yorumla. Doğrusu biz seni, ihsan sahiplerinden görmekteyiz” dedi.

Dedi ki: “Size rızık olmak üzere verilen yemeklerin gelmesinden önce onun yorumunu size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmaz bir kavmin dinini terk ettim. Hem onlar, ahireti de inkâr edenlerdi.”

“Babalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a her hangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfüdür; fakat insanların çoğu şükretmez.”

“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı (bir sürü) uydurma Rabler mi daha iyidir, yoksa ezici üstünlüğe sahip olan tek Allah mı?”

“Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiç bir ispatlayıcı delil indirmediği, sizin ve babalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur; ancak insanların çoğu bilmezler.”

“Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Hükmünü sorduğunuz iş, işte böylece kesinleşmiştir.”

İkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye, “Efendinin yanında beni an” dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve bu yüzden bir kaç yıl daha hapiste kaldı.

Hükümdar, “Ben yedi semiz inek gördüm, bunları yedi zayıf inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ile yedi kuru başak gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayın” dedi.

“Bu gördükleriniz karışık düşlerdir. Biz böyle karışık düşlerin yorumunu bilemeyiz” dediler.

O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve “Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi.

“Yusuf, ey doğru sözlü! Yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz ineğe ve yedi yeşil başak ile yedi kuru başağa ilişkin bize açıklama yap. Umarım ki insanlara (bir ilimle) dönerim, belki onlar da (böylece hakikati) öğrenmiş olurlar.”

(Yusuf) Dedi ki: “Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında biçtiklerinizi başağında bırakın.”

“Sonra, bunun peşinden yedi kurak yıl gelecek, (tohumluk olarak) saklayacağınız az bir miktar dışında, o yıllar için önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketirsiniz.”

“Sonra bunun arkasından bir yıl gelir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulur ve onda (meyve) sıkarlar.”

Hükümdar, “Onu bana getirin” dedi. Yusuf'a elçi gelince, “Efendine dön de böylece ondan ellerini kesen kadınların macerasını bir sor. Doğrusu Rabbim onların hilesini bilir” dedi.

(Hükümdar o kadınlara,) “Yusuf'un nefsinden murat almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?” dedi. Onlar, “Allah münezzehtir, biz onun hiç bir kötülüğünü bilmiyoruz!” dediler. Aziz'in karısı da dedi ki: “İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murat almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir.”

“Bu (hapisten çıkmayı reddedişim), kendisine (Aziz'e), gıyabında ihanet etmediğimi bilmesi içindi. Şüphesiz Allah hainlerin tuzaklarını başarıya erdirmez.”

“Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü Rabbimin rahmet ettiği müstesna, nefis şiddetle kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim bağışlayıcıdır, merhametlidir.”

Hükümdar, “Onu bana getirin, kendime özgü (özel danışman) kılayım” dedi. Onunla konuşunca, “Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilirsin” dedi.

(Yusuf) Dedi ki: “Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim.”

İşte böylece biz o topraklarda Yusuf'a dilediği gibi hareket etmek üzere güç ve imkan verdik. Biz kime dilersek rahmetimizi nasip ederiz ve ihsan sahiplerinin ecrini kayba uğratmayız.

Ama ahiret ecri, iman edenler ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.

Yusuf'un kardeşleri (azık almak için) gelip yanına girdiler. Kendisini tanımadıkları halde, o onları tanıdı.

Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Bana babanızdan olan kardeşinizi (Bünyamin'i) getirin. Benim ölçüyü tam tuttuğumu ve benim konukseverlerin en iyisi olduğumu görmüyor musunuz?”

“Eğer onu bana getirmezseniz artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana artık yaklaşmayın.”

Kardeşleri, “Onu babasından istemeye çalışacağız ve kuşkusuz bunu yapıcılarız” dediler.

Yusuf (emrindeki) gençlere, “Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. Belki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da geri dönerler” dedi.

Babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Bize ölçek (erzak) yasak edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de ölçek (erzak) alalım. Biz onun için elbette koruyucu kimseleriz” dediler.

“Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size güvendiğim gibi, bunun hakkında da size güvenir miyim? Oysa Allah en iyi koruyandır, O merhamet edenlerin en merhametlisidir” dedi.

Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde dediler ki: “Ey babamız, daha ne istiyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de arttırmış oluruz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir.”

(Yakub,) “Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması (çaresizlik) dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem” dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verdiklerinde dedi ki: “Allah, söylediklerimize karşı vekildir.”

Babaları, “Ey Oğullarım! (Kem gözlerden korunmak için Mısır'a) Tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. (Ama yine de) Ben sizi hiç bir şeyde Allah'tan müstağni kılamam. Hüküm ancak Allah'ındır. (Onun için) Ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar” dedi.

Babalarının emrettiği gibi şehre girdiklerinde esasen bu, Yakub'un nefsindeki dileği (babalık şefkatini) açığa çıkarması dışında hiç bir şeyde onları Allah'tan müstağni kılmadı. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir, fakat insanların çoğu bilmezler.

Yusuf'un yanına girdiklerinde, kardeşini çekerek yanına aldı ve “Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına artık üzülme” dedi.

Yusuf onların yüklerini yükletirken, (ölçü kabı olarak kullanılan) su tasını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir münadi, “Ey kervancılar, siz hırsızsınız!” diye seslendi.

Onlara doğru yönelerek “Neyi kaybettiniz?” dediler.

“Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükâfat verilecek” dediler. (Tahıl ambarının sorumlusu ise) “Ben de kefilim” (dedi.)

“Allah'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz asla hırsızlar da olmadık” dediler.

“Yalancı iseniz, cezası nedir?” dediler.

“Onun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız” dediler.

Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.”

“Çalmışsa, daha önce kardeşi de çalmıştı” dediler. Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. İçinden, “Siz daha kötü bir konumdasınız ve anlattığınızı Allah daha iyi bilir” dedi.

Kardeşleri, “Ey Aziz! Onun yaşlanmış, kocamış bir babası vardır. Bizden birini onun yerine al. Doğrusu biz senin ihsan sahiplerinden olduğunu görüyoruz” dediler.

Dedi ki: “Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında birisini alıkoymamızdan Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalimlerden oluruz.”

Ümitsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: “Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf hakkında da kusur ettiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar bu yerden ayrılmayacağım. Şüphesiz O, hükmedenlerin en iyisidir.

Babanıza dönün ve deyin ki: “Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, biz bildiğimizden başka bir şeye şahitlik etmedik ve biz gaybın kollayıcıları da değiliz.”

“Bulunduğumuz ülkenin halkına ve kendisinde geldiğimiz kervana da sorabilirsin; biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz.”

(Yakup,) “Hayır, size nefisleriniz bir işi süslemiştir, (artık bana düşen) güzelce bir sabır! Belki Allah hepsini birden bana getirecektir; çünkü O bilendir, hikmet sahibidir” dedi.

Ve onlardan yüz çevirdi, “Ah Yusuf'um, ah!” dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Ama o (çocuklarına sataşmayıp) öfkesini yenendi.

“Allah'a yemin olsun ki sen yıkıma yüz tutuncaya kadar veya yıkıma uğramışlardan oluncaya değin Yusuf'u anıp durmaktan geri kalmayacaksın” dediler.

(Yakup,) “Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilemeyeceklerinizi bilirim” dedi.

“Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini arayın. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez.”

Kardeşleri (Yusuf'un) yanına vardıklarında, “Ey Aziz! Biz ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu. Pek değersiz bir sermayeyle geldik. Ölçeği bize tam yap ve sadaka ver. Allah sadaka verenleri şüphesiz mükâfatlandırır” dediler.

“Siz cahiller iken, Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızın farkında mısınız?” dedi.

“Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. (Yusuf,) “Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu. Doğrusu kim takva sahibi olur ve sabrederse (bilsin ki) Allah ihsan sahiplerinin ecrini asla zayi etmez” dedi.

“Allah'a yemin ederiz ki, Allah seni bizden üstün kıldı; biz de gerçekten hataya düşenler idik” dediler.

(Yusuf) Dedi ki: “Bugün sizin üzerinize bir azarlama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”

“Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne bırakın; gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.”

Kervan, (Mısır'dan Kenan'a gitmek üzere) ayrıldığında, babaları, “Eğer beni bunamış saymazsanız, (inanın) Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum” dedi.

Çevresindekiler, “Allah'a yemin ederiz ki sen, hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler.

Müjdeci gelip, gömleği Yakub'un yüzüne bırakınca, hemen gözü görür olarak (eski haline) dönüverdi. Bunun üzerine Yakup, “Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?” dedi.

(Oğulları,) “Ey Babamız! Suçlarımızın bağışlanmasını dile, biz gerçekten hataya düşenler idik” dediler.

(Yakup,) “Rabbimden bağışlanmanızı dileyeceğim; O şüphesiz bağışlar ve merhamet eder” dedi.

Yusuf'un yanına geldiklerinde o, anasını babasını bağrına bastı, “Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz” dedi.

Ana babasını tahtın üzerine çıkartıp oturttu, hepsi onun için (Allah'a şükür ifadesi olarak) secdeye kapandılar. (Yusuf,) “Babacığım! İşte bu, önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti; çünkü beni zindandan çıkardı ve de şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, (Allah) sizi çölden (şehire) getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğine pek ince tedbir sahibidir. Gerçekten bilen ve hikmet sahibi olan O'dur” dedi.

“Rabbim! Bana hükümranlık verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumundan öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve ahirette velim sensin; benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kat.”

İşte bu, sana vahyettiğimiz gaybe ait haberlerdendir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman da sen yanlarında değildin.

Sen ne kadar hırslansan da insanların çoğu iman etmezler.

Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an), âlemler için sadece bir hatırlatmadır.

Göklerde ve yerde yanlarından geçerken yüz çeviriciler oldukları nice ayetler vardır.

Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a iman etmezler.

Allah tarafından, kendilerine kuşatıcı bir azabın gelmesinden veya farkına varmadan ansızın ölümün kendilerine gelmesinden güvende midirler?

De ki: “Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar insanları bir basiret üzere Allah'a çağırırız. Allah münezzehtir. Ben asla şirk koşanlardan değilim.”

Biz senden önce şehirler halkına, kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (melekleri elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğunu bir görmüş olsunlar? Takva sahipleri için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

Nihayet peygamberlerin (halkın iman etmesinden) ümitsizliğe düştükleri ve halkın (peygamberlerce) kendilerine yalan söylendiğini sandıkları bir sırada onlara yardımımız geldi de biz kimi dilersek o kurtuluşa erdirildi. Azabımız suçlu topluluktan geri çevrilecek değildir.

Hiç şüphesiz peygamberlerin kıssalarında, akıl sahipleri için bir ibret vardır. (Bu Kur'an) Düzüp uydurulacak bir söz değildir. Kendinden öncekini doğrulamaktadır. Her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıklamaktadır. İman eden topluluğa şüphesiz bir hidayet ve rahmettir.