Savurup atan (rüzgar)lara,

Sonra ağır yük taşıyan (bulut)lara,

Sonra kolayca akıp giden (gemi)lere,

Sonra işleri paylaştıranlara andolsun ki,

Size vaadedilenler kesin doğrudur.

Ve şüphesiz ceza muhakkak olacaktır.

Çeşitli yolları (cisimlerinin yörüngeleri) bulunan göğe yemin olsun ki,

Muhakkak siz çelişkili bir söz içindesiniz. [1]

Ondan çevrilen çevriliyor.

Kahrolsun o yalan uyduranlar,

Onlar bilgisizlik içinde kalmış gafil kimselerdirler.

'Ceza günü ne zaman?' diye soruyorlar.

O gün onlar ateşte yakılırlar.

'Tadın fitnenizi. [2] İşte bu çarçabuk gelmesini isteyedurduğunuz şeydir.

Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.

Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Çünkü onlar bundan önce iyilik edenlerdi.

Gecenin ancak az bir kısmında uyurlardı.

Onlar seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi.

Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı.

Yeryüzünde kesin bir inançla inanacaklar için ibretler vardır.

Kendi nefislerinizde de. Görmüyor musunuz?

Gökte sizin rızkınız ve size vaadedilenler var.

Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki o, sizin konuşmanız gibi gerçektir.

İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?

Hani onun yanına girdiklerinde: 'Selam' demişlerdi. O da: 'Selam. Tanınmayan bir topluluk' demişti.

Hemen gizlice hanımının yanına gidip semiz bir dana getirdi.

Onu onlara yaklaştırıp: 'Yemez misiniz?' dedi.

Bunun üzerine onlardan dolayı içine bir korku düştü. 'Korkma' dediler ve onu bilgin bir oğlanla müjdelediler.

Bunun üzerine karısı çığlık atarak döndü ve elini yüzüne vurarak: 'Kısır bir yaşlı kadın mı (doğuracak)?' dedi.

'Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hikmet sahibidir, bilendir' dediler.

(Sonra): 'Peki sizin işiniz nedir ey elçiler!' dedi.

Dediler ki: 'Biz bir günahkarlar topluluğuna gönderildik.

Üzerlerine çamurdan taşlar yağdıralım diye.

Rabbinin katında haddi aşanlar için işaretlenmiş (haldeki taşlar).'

Derken orada mü'minlerden kim varsa çıkardık.

Ancak orada Müslümanlardan sadece bir ev (halkı) bulduk.

Orada acıklı azaptan korkanlar için bir işaret bıraktık.

Musa'da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir belgeyle Firavun'a göndermiştik.

Ama o ordusuyla birlikte yüz çevirdi ve: '(Bu Musa) büyücü veya delidir' dedi.

Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize attık ki o (bu sırada kendi kendini) kınamaktaydı. [3]

Ad (kavminde) de (ibret vardır). Hani onların üzerlerine o kökleri kesen (kısır) rüzgarı göndermiştik.

Üzerinden geçtiği hiçbir şey bırakmaksızın hepsini kül gibi ediyordu.

Semud'da da (ibret vardır). Hani onlara: 'Bir süreye kadar yararlanın (geçim sürün)' denmişti.

Ancak Rablerinin emrine başkaldırdılar ve bu yüzden bakıp dururlarken kendilerini yıldırım çarptı.

Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler ne de yardım bulabildiler.

Bundan önce de Nuh kavmini (helak ettik). Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi.

Göğü de biz güçle bina ettik ve biz onu genişletmekteyiz. [4]

Yeri de biz döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz!

Her şeyden iki çift yarattık. Umulur ki öğüt alırsınız.

'O halde Allah'a kaçın. Ben sizin için O'ndan (yana) apaçık bir uyarıcıyım.

Allah'la beraber başka bir ilah uydurmayın. Ben sizin için O'ndan (yana) apaçık bir uyarıcıyım.

İşte böyle. Onlardan öncekilere de ne zaman bir peygamber geldiyse muhakkak: 'Büyücü veya delidir' dediler.

Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.

Sen öğüt ver. Doğrusu öğüt mü'minlere yarar verir.

Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.

Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve beni beslemelerini de istemiyorum.

Şüphesiz rızkı veren, sağlam güç sahibi olan Allah'tır.

Muhakkak ki, o zulmedenlerin (geçmişteki) arkadaşlarının payları gibi (azaptan) payları vardır. Şu halde acele etmesinler.

Kendilerine vaadedilen o günlerinden dolayı kâfirlerin vay hallerine!