Tozutup savuran (rüzgâr) lar,

Sonra (su) yükü (nü) taşıyan (bulut) lar,

sonra kolayca akan (gemi) ler,

sonra iş bölümü yapan (melek) ler hakkı için,

şübhesiz ki size va'd olunan (şeylerin hepsi) elbette doğrudur.

Şübhesiz ki (amellere göre) ceza (ya'nî mukaabele) de elbette vaaki'dir.

O haareli yollara saahib gök hakkı için,

hakıykat, siz kat'î ihtilâfa düşen bir söz içindesinizdir.

Ondan döndürülen kimseler döndürülür.

Kahr olsun o koyu yalancılar!

ki onlar koyu bir cehalet içinde kalmış gaafil kimselerdir.

Onlar, o ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.

(O gün) kendilerinin ateş üzerinde azaba uğratılacakları gündür.

(Onlara) «Tadın azabınızı. İşte (dünyâda) çarçabuk (gelmesini) isteyegeldiğiniz bu idi» (denilir).

(15-16) Şübhesiz ki (fenâlıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazî olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi.

(15-16) Şübhesiz ki (fenâlıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazî olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi.

Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı.

Sehar vakıflarında da onlar istiğfar ederlerdi.

Onların mallarında sâilin ve (kemâl-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardı.

(Küre-i) arzda kâmil bilgi saahibleri için nice âyetler vardır.

Kendi nefislerinizde dahi (nice âyetler var. Bunları) görmüyor musunuz?

Rızkınız ve size va'd olunagelen şeyleri gök (ler) dedir.

İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki (va'd olunduğunuz) o (şeyler) tıpkı sizin konuşduğunuz gibi şübhesiz ve kat'î bir gerçekdir.

İbrâhîmin (Allah indinde) şerefli müsâfirlerinin haberi sana geldi mi?

Hani bunlar, onun yanına girmişlerdi de «Selâm» demişlerdi. (İbrâhîm de) «selâm» demiş (selâm ile mukaabele etmiş), «(Bunlar) tanınmamış bir zümre» demişdi.

Hemen (gizlice) ailesine gidib semiz bir dana getirdi de,

Bunu onlara yaklaşdırdı. «Yemez misiniz?» dedi.

Derken içine onlardan gizli bir korku çökdü. «Korkma» dediler ve onu çok bilgin bir oğulla müjdelediler.

Bunun üzerine (İbrâhîmin) zevcesi (Sâre) bir feryâd içinde yönelib (elini) yüzüne vurdu. «(Ben) doğurmaz bir koca karı (yım)» dedi.

Onlar «öyledir. Fakat (bunu) Rabbin buyurdu. Çünkü O, asıl hukûm ve hikmet saahibi olan, (herşey'i) hakkıyle bilen odur» dediler.

(İbrâhîm) «Ey gönderilmiş (melekler) sizin haal-ü şanınız nedir?» dedi.

Onlar «Biz günahkârlar güruhuna gönderildik», dediler,

«Çünkü üzerlerine çamurdan taşlar atacağız»,

«ki (bunların her biri) aşırı hareket edenlere haas olmak üzere Rabbin nezdinde nişanlanmış (dır)».

Derken orada mü'minlerden kim varsa çıkardık.

Fakat orada müslümanlardan bir ev (halkın) dan başkasını da bulmadık.

(Bununla beraber) orada elem verici azâbdan, korkacaklar için, bir alâmet de bırakdık.

Musa (nin kıssasın) da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir hüccetle Fir'avne göndermişdik de,

O, ordusiyle birlikde (îmandan) yüz çevimiş, (onun hakkında) «Ya bir sihirbazdır, yahud bir mecnundur» demişdi.

Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi.

Aad (kavminin helak edilmesin) de de (ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgârı göndermişdik.

(Öyle bir rüzgâr ki) her uğradığı şey'i (yerinde) bırakmıyor, mutlakaa onu kül gibi savuruyordu.

Semud (kavminin ilhâkin) de de (bir ibret vardır). Hani onlara «Bir zamana kadar fâidelene durun» denilmişdi de,

Rablerinin emrinden uzaklaşıb azmışlardı. (Bu yüzden) kendilerine de göre göre, onları yıldırım tutuvermişdi.

İşte (bu sebeble) ayakda durmıya güç yetiremediler, yardım edenleri de olmadı.

Daha evvel de Nuuh kavmini (helak etdik). Çünkü onlar (küfr-ü ısyanlarıyle doğrulukdan) çıkmış fâsık kavmdi.

Biz göğü kuvvetle bina etdik. Çünkü biz muhakkak ve mutlak bir (vüs'at ve) kudrete mâlikizdir.

Yeri de biz döşedik. (Bak biz) ne güzel döşeyiciler (iz)!

Her şeyden de iki çift yaratdık, olur ki inceden inceye düşünürsünüz diye.

O halde (Habîbim, de ki:) «Hepiniz Allaha kaçın. Hakıykat, ben sizi On (un azabın) dan açıkça korkutan (bir peygamber) im».

«Allahın yanına diğer bir Tanrı daha katmayın. Hakıykat, ben sizi (Allahın azabından) apâşikâr korkutan (bir peygamber) im».

Onlardan evvelkilere de herhangi bir peygamber gelmedi ki (onun hakkında da) mutlakaa böylece sihirbaz, yahud mecnun dediler.

Hepsi de bunu birbirine tavsiye mi etdiler?! Hayır, onlar (umumiyyetle) azgınlar güruhunun ta kendileridir.

O halde (Habîbim) onlardan yüz çevir. Artık sen, kınanacak (mes'ûl olacak) değilsin.

Sen (sâde Kur'an ile) va'z et. Çünkü şübhesiz öğüt mü'minlere fâide verir.

Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmete değil) ancak bana kulluk etsinler diye yaratdım.

Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Bana (yemek) yedirmelerini de istemiyorum!

Şübhesiz rızkı veren, O pek çetin kuvvet saahibi Allahın kendisidir.

Artık muhakkak ki o zulmedenler için (geçmiş) arkadaşlarının (azâb) hissesi gibi bir nasıyb (-i hüsran) vardır. Şimdi (onu) acele istemesinler.

İşte kendilerine va'd (ve tehdîd) edilegelen günlerinden (dolayı) vay o küfredenlere!