Andolsun tozu dumana katıp savuranlara.

Sonra, ağır yük taşıyanlara.

Sonra kolaylıkla akıp gidenlere.

Sonra işi ayıranlara.

Ki size vaat edilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.

Ceza ve mükâfat mutlaka gerçekleşecektir.

Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış göğe andolsun.

Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.

(Kıyamete imandan) Çevrilmiş olan, (akıl ve delil yolundan) çevrilmiş olanlardır.

Kahrolsun o zan ve tahminle yalan söyleyenler!

Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.

“İşlerin karşılık göreceği gün ne zaman?” diye sorarlar.

O gün onlar, ateşin üstünde tutulup eritilirler.

“Tadın azabınızı; bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir.”

Şüphesiz takva sahipleri olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar.

Rablerinin kendilerine verdiğini alıcılar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda bulunanlardı.

Gece boyunca da pek az uyurlardı.

Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.

Onların mallarında hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için bir hak vardı.

Kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için yeryüzünde ayetler vardır.

Ve kendi nefislerinizde de (ayetler vardır). Yine de görmüyor musunuz?

Rızkınız da, size vaat edilen şey (cennet) de göktedir.

İşte göğün ve yerin Rabbine andolsun ki hiç tartışmasız o (rızık ve vaat edilenin gökte olduğu), sizin (kendi aranızda) konuştuklarınız kadar kuşkusu olmayan kesin bir gerçektir.

Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?

Hani onun yanına girdiklerinde, “Selam” demişlerdi. O da, “Selam” demişti. “(Siz) Yabancı bir topluluksunuz!”

Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.

Derken onlara yaklaştırıp, “Yemez misiniz?” dedi.

(Onlar yemeyince) Bunun üzerine onlardan içine bir tür korku düştü. “Korkma” dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.

Bunun üzerine karısı bir topluluk içinde (halinde) geldi, elleriyle yüzünü kapatarak, “Kısır bir kocakarı (mı doğum yapacakmış)!” dedi.

Dediler ki: “Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hikmet sahibi olandır, bilendir.”

(İbrahim) Dedi ki: “O halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?”

Dediler ki: “Şüphesiz biz, suçlu günahkâr bir kavme gönderildik.”

“Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için.”

“(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir.”

Bu arada müminlerden orda kim varsa çıkardık.

Ama biz orada Müslümanlardan olan bir evden başkasını da bulmadık.

Ve orada, acıklı bir azaptan korkanlar için bir alamet bıraktık.

Bir de Musa'da (ibret verici deliller vardır). Hani biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik.

Fakat o, bütün (kişisel ve askeri) gücüyle yüz çevirdi ve “(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir” dedi.

Bunun üzerine biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O kınanacak işler yapıp durmaktaydı.

Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

(O rüzgâr) Uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka kemik gibi çürütüp kül ediyordu.

Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara da “Bir süreye kadar faydalanın” denmişti.

Ancak rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıp yakaladı.

Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne de (birbirlerine) yardım edebildiler.

Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar, fasık olan bir kavim idi.

Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz, kudret sahibiyiz.

Yeri de biz döşeyip yaydık; pek de güzel döşeyici olanlarız.

Ve biz, her şeyi çift çift yarattık. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.

Öyleyse Allah'a doğru koşun. Gerçekten ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıp korkutmakta olanım.

Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben sizi O'ndan yana açıkça uyarıp korkutmakta olanım.

İşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka, “Büyücü veya cinlenmiş” dediler.

Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın ve taşkın bir kavimdirler.

Öyleyse sen onlardan yüz çevir; artık sen kınanacak değilsin.

Sen uyarıp hatırlat; çünkü gerçekten uyarıp hatırlatma, müminlere yarar sağlar.

Ben cinleri de insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.

Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve ben, onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum.

Şüphesiz rızıklandıran da güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.

Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları (cezaları) vardır. O halde (cezasını) benden acele istemesinler.

Kendilerine vaat edilen o (azap) günlerinden dolayı vay o küfre sapanlara!