Savurup tozutan rüzgarlara andolsun!

Ağır yük taşıyan(bulut)lara...

Kolayca akıp giden(gemi)lere...

İşleri taksim edenlere...

Size vaat edilen elbette doğrudur.

Ceza günü kuşkusuz gerçekleşecektir.

Güzel yolları olan göğe andolsun

Ki siz ihtilaflı görüşler içindesiniz.

Ondan çevrilen çevrilir.

Kahrolsun yalancılar

Ki onlar, gafilce sapıklık içinde yüzmektedirler.

-Ceza günü ne zaman diye sorarlar?

O gün, onların ateşte yakılacakları gündür.

-Tadın azabınızı. Bu acele gelmesini istediğiniz şeydir.

Korunanlar, cennetlerde ve pınarlardadır.

Rab’lerinin kendilerine verdiklerini almışlardır, çünkü onlar bundan önce iyi kimseler idiler.

Geceleri az uyuyorlardı.

Seherleri de onlar mağfiret diliyorlardı.

Onların mallarında isteyen ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardı.

Yeryüzünde gerçekten iman edecekler için ayetler vardır.

Kendi içinizde de, görmüyor musunuz?

Gökte de sizin rızkınız ve size vaat edilen şeyler vardır.

Göğün ve yerin Rabb’ine andolsun ki, size vaat edilenler, tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

İbrahim’in değerli/şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?

Hani O’nun yanına girmişler: “Selam” demişlerdi. O da: -Selam ey yabancılar!” demişti.

Ailesinin yanına gidip, besili bir dana getirmişti.

Bunu onların önüne koydu ve: -Yemez misiniz? dedi.

Onlardan dolayı içine bir korku düştü. -Korkma, dediler. Ona bilgin bir erkek çocuğu müjdelediler.

Karısı bir çığlık içinde çıka gelip, (elleriyle) yüzüne vurarak: -Ben, kısır bir kocakarıyım, dedi.

Dediler ki: -Rabbin böyle buyurdu. Muhakkak ki O, hakimdir, alimdir.

-Sizin asıl göreviniz nedir, ey elçiler? dedi.

-Biz, günahkar bir topluma gönderildik, dediler.

Onların üzerlerine balçıktan yapılmış taşlar atacağız.

Rabbinin katında haddi aşanlar için damgalanmış...

Orada olan müminleri de çıkarmıştık.

Zaten orada, müslüman olan bir evden başkasını da bulamadık.

Orada, acı azaptan korkan kimseler için bir işaret bıraktık.

Apaçık bir belge ile Firavun’a gönderdiğimiz Musa’da da vardır.

Firavun, askerlerine güvenerek yüz çevirmiş ve: -Bu ya bir sihirbaz veya bir delidir, demişti.

Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O pişman olmuştu.

Âd’da da vardır. Onların üzerine ölüm rüzgarı göndermiştik.

Dokunduğu her şeyi çürük kemik gibi yapmıştı.

Semud da öyle... onlara: -Vakit gelene kadar yaşayın denilmişti.

Rab’lerinin emrinden çıkmışlar, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpmıştı.

Ne ayakta durmaya güçleri yetmiş, ne de yardım edilenler olmuşlardı.

Daha da önce Nuh’un kavmi... Onlarda yoldan çıkmış bir toplum idi.

Göğü ellerimizle bina ettik. Çünkü biz, çok güçlüyüz.

Yeryüzünü de yayıp döşedik. Ne güzel döşedik.

Öğüt alasınız diye her şeyden çift çift yarattık.

-O halde Allah’a sığının, çünkü ben, ondan size (gönderilen) apaçık uyarıcıyım.

Allah ile beraber başkasını ilah edinmeyin. Ben, ondan size apaçık uyarıcıyım!

İşte, böyle... Onlardan öncekilere de bir elçi gelmedi ki ona sihirbaz veya mecnun dememiş olsunlar.

Bunu birbirlerine mi tavsiye ettiler? Hayır, onlar, taşkın bir toplum idiler.

-Onlardan yüz çevir, bundan dolayı kınanacak değilsin.

Öğüt ver, çünkü öğüt inananlara fayda verir.

Cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.

Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum.

Şüphesiz rızıklandırıcı olan, çetin kuvvet sahibi Allah’tır.

Zalimlik edenlerin de (kendilerinden önceki) arkadaşlarının günahları gibi günahları vardır. Acele etmesinler.

Kendilerine vaat edilen günlerden dolayı kafirlerin vay haline!