(Bu) Kitab'ın indirilmesi, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah (tarafın)dan.

(Ey Resulüm!) Şüphe yok ki biz, o Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a has kılarak O'na kulluk et!

İyi bil ki, halis (şirksiz) din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Allah yalancılığı, nankörlüğü ve inkârcılığı huy edinenleri doğru yola kavuşturmaz.

Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan uzaktır, yücedir. O, birdir ve her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan Allah'tır.

O, gökleri ve yeri bir hikmete ve hakikate göre yaratmıştır. (O,) Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor (her birini uzatıp kısaltıyor). (O,) güneşi ve ayı da emri altına almıştır (ve insanların hizmetine vermiştir). Her biri (O'nun tarafından) belirlenen bir süre içinde (uzay boşluğunda) akıp gitmektedir. İyi bilin ki; O, mutlak galiptir, çok bağışlayandır.

O, sizi bir tek canlıdan yarattı. Sonra ondan (onun yaratıldığı maddeden) eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak deve, inek, koyun, keçi gibi) sekiz çift yarattı. O, sizi annelerinizin rahimlerinde, üç katman karanlığın içinde (nutfeden başlayarak), çeşitli safhalardan geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?

Eğer inkâr ederseniz, bilin ki Allah'ın siz(in iman etmeniz)e ihtiyacı yoktur. Fakat O, yine de kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz size rıza gösterir. Hiçbir günahkar, diğerinin günahını yüklenecek değildir. Sonra tümünüz Rabbinize döneceksiniz ve o zaman (hayatta iken) yaptıklarınızı size gösterecektir. Şüphesiz O, (insanların) kalplerinde olanı hakkıyla bilendir.

İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O'na yalvardığını unutur ve O'nun yolundan (kendisini) saptırması için Allah'tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yükle(yerek “bizi onlar kurtardı” de)r. (Ey Resulüm! Böyle kimseye) de ki: “Sen küfrünle/nankörlüğünle az bir süre oyalanıp geçin! Çünkü sen cehennemliklerdensin.”

Yoksa o (sadece sıkıntılı zamanlarında dua eden kimse), gece vakitlerinde (namazda) secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahireti dikkate alarak Rabbinin rahmetini dileyen kimse gibi olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Doğrusu sadece derin düşünebilen akıl sahipleri bunu anlayabilir.”

(Ey Resulüm!) De ki: “(Allah şöyle buyuruyor:) Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Bu dünyada iyi şeyler için gayret edenleri güzel bir son beklemektedir. Allah'ın arzı geniştir. Elbette ki sıkıntılara göğüs gerenlere mükâfatları hesapsızca verilecektir!”

De ki: “Ben dini Allah'a has kılarak (içten bir inançla) yalnız O'na kulluk etmekle emrolundum.”

“Ve ben, Müslümanların öncüsü olmakla emrolundum.”

De ki: “Eğer Rabbime karşı gelirsem, şüphesiz ben, büyük bir günün azabından korkarım.”

De ki: “Ben dinimi Allah'a has kılarak sadece O'na ibadet ederim.”

(Ey müşrikler:) “Siz de Allah'tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratanlardır. İyi bilin ki; apaçık hüsran işte budur.”

Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (kızgın) tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını (suç işlememeleri için) bununla tehdit edip korkutuyor. “Ey kullarım! O halde, benim emirlerime uygun olarak yaşayın!”

(17-18) Şeytani güçlere kulluk etmekten kaçınıp gönülden Allah'a yönelenlere bir müjde vardır. (Ey Resulüm!) O halde sözü dinleyip sonra da en güzelini tatbik eden kullarıma bu müjdeyi ver! İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.

(17-18) Şeytani güçlere kulluk etmekten kaçınıp gönülden Allah'a yönelenlere bir müjde vardır. (Ey Resulüm!) O halde sözü dinleyip sonra da en güzelini tatbik eden kullarıma bu müjdeyi ver! İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.

Hakkında azap hükmü kesinleşmiş, ateşte olan kimseyi sen mi kurtaracaksın?

Fakat Rabbine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah'ın vaadidir bu. Allah, vaadinden asla dönmez.

Allah'ın, gökten su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştirdiğini, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştirdiğini görmüyor musun? Sonra ekin kurur; onu sararmış görürsün. Sonra Allah onu bir çöpe dönüştürür. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt/ibret vardır.

Allah kimin gönlünü (iyi niyetinden dolayı) İslam'a açmışsa o, Rabbinden gelen bir nur üzere olmaz mı? Allah'ın zikrine karşı kalpleri katı olanlara yazıklar olsun! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.

Allah, sözün en güzelini; ayetleri birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerini saygı ile tazim edenlerin derileri onu okuyup dinlerken ürperir. Sonra bedenleri ve kalpleri Allah'ı anmakla ısınıp yumuşar. İşte bu (Kitap), Allah'ın dilediğini (iyi niyetinden dolayı) kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Ama Allah kimi (kötü niyetinden dolayı) sapıklıkta bırakırsa artık ona doğru yolu gösteren bulunmaz.

Kıyamet gününde (elleri ve ayakları bağlı olduğu için) azabın şiddetinden kendisini yüzüyle korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir? Ve (o gün,) zalimlere: “Kazandıklarınızın karşılığını tadın!” denecektir.

Onlardan öncekiler de (peygamberleri) yalanladılar, bu yüzden farkına varamadıkları bir yerden kendilerine azap geliverdi.

Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti ve aşağılanmayı tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke (bunu) bilselerdi!

Andolsun ki, öğüt alsınlar diye biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali verdik.

Biz onu, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur'an olarak indirdik.

Allah, (birkaç ilaha kulluk edenle sadece Allah'a kulluk eden kimse için) birbiriyle çekişen ve ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç bir olur mu? (Hayır,) bütün övgüler (yalnız) Allah'a mahsustur fakat çoğu bunu bilmez (anlamaya çalışmaz).

(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da ölecekler.

Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz.

Allah hakkında yalan uyduran ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Cehennemde inkârcılara yetecek kadar yer yok mudur (zannediyorlar)?

(Allah'tan) doğruyu getiren (peygamber) ve onu (gereği gibi) doğrulayanlara gelince; işte onlar Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlardır.

Rableri katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, iyilik yapanların ödülüdür.

Çünkü Allah, (onların geçmişte) yaptığı kötülükleri örter ve onları (hayatta iken) yaptıkları en güzel şeylere göre ödüllendirir.

Allah, kuluna yetmez mi? (Resulüm!) Seni O'ndan başkaları ile (kulluk yaptıkları hayali ilahlarla) korkutuyorlar! Allah kimi (kötü niyetinden dolayı) sapıklıkta bırakırsa artık onu yola getiren bulunmaz.

Allah kimi (iyi niyetinden dolayı) doğru yola yöneltirse onu saptıran olmaz. Allah, mutlak galip ve istediği anda hakkını alan, dilediğinin hakkından gelen kudret sahibi değil midir?

Andolsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan; “Allah'tır” derler. De ki: “Öyleyse bana bildirin; Allah bana zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun rahmetini önleyebilir mi?” De ki: “Allah bana yeter! Güvenecek yer arayanlar da, yalnız O'na dayanıp güvensinler.”

(39-40) De ki: “Ey kavmim! (hakka karşı direnmekte) elinizden geleni yapın! Ben de (Allah yolunda) gayret göstereceğim. Kendisini aşağılık kılan azap kime gelecek ve kesintisiz azap kimin üzerine çökecek yakında bileceksiniz!

(39-40) De ki: “Ey kavmim! (hakka karşı direnmekte) elinizden geleni yapın! Ben de (Allah yolunda) gayret göstereceğim. Kendisini aşağılık kılan azap kime gelecek ve kesintisiz azap kimin üzerine çökecek yakında bileceksiniz!

(Resulüm!) Biz sana bu Kitabı (Kur'an'ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlar üzerine bir vekil değilsin.

Allah, (ölecek) insanların ruhlarını ölümü sırasında, öl(üm vakti gel)meyenlerinkini de uykularında alır. Sonra ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

Yoksa (onlar) Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Onların hiçbir yetkileri olmasa, akıl ve şuurdan mahrum olsalar da mı onlara kulluk edeceksiniz?”

De ki: “Şefaat (yetkisi) yalnız Allah'a aittir. Gökler ve yer üzerindeki otorite (yalnız) O'nundur ve sonunda yalnız O'na döndürüleceksiniz.”

Allah ne zaman tek başına (Allah'tan başka ilah yoktur şeklinde) anılsa, ahirete inanmayanların kalpleri keskin bir nefretle dolar. Fakat O'nun yanı sıra başka (hayali) güçler de anıldığı zaman hemen (yüzleri güler,) neşelenirler!

De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, yaratılmış varlıkların kavrayış alanı dışındaki şeyleri de, yaratılmışların akıl ve duyularıyla görüp gözleyebildiklerini de bilen Allah'ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”

Eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onunla birlikte bir misli daha zalimlerin olsaydı; kıyamet günündeki kötü azaptan kurtulmak için onu fidye olarak verirlerdi. Çünkü hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılacaktır.

Kazandıkları kötülükler (o gün) kendileri için açığa çıkacak ve alaya aldıkları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.

İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet (bolluk ve mevki) verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o (verilen nimetlerin hepsi) bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.

Kendilerinden öncekiler de aynı şeyi söylemişlerdi, ancak kazandıkları şeylerin (azaba karşı) kendilerine hiç bir faydası olmadı.

Bunun için işledikleri kötülükler başlarına geldi. Ve bugün de zulmedenler yaptıkları kötülüklerin cezasına çarptırılacaklardır. Bu hususta Allah'ı aciz bırakamazlar.

Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah, dilediğine rızkı genişletip yayar ve (dilediğine) de kısar. Şüphesiz bunda, inanan bir toplum için gerçekten ibretler vardır.

De ki (Allah şöyle buyuruyor:) “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere (günah işleyerek) aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Öyleyse size azap gelip çatmadan önce, Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun! Yoksa yardım göremezsiniz.

Hiç farkında olmadığınız bir sırada azap ansızın gelip çatmadan önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun!

Kişinin: “Allah'a karşı umursamaz davrandığım ve (hakikati) küçümseyenlerden biri olduğum için yazıklar olsun bana!” diyeceği (günden sakının)!

Yahut: “Allah beni doğru yola iletseydi mutlaka sakınanlardan olurdum!” diyeceği (günden de sakının)!

Ya da azabı gördüğü zaman: “Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, iyilik edenlerden olsaydım” diyeceği (günden de sakının)!

(O zaman ona Allah tarafından şöyle seslenilecektir:) “Hayır! Ayetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, onları kabul etmeyi (ve onlara göre yaşamayı) kibrine yediremedin, büyüklük tasladın ve kâfirlerden oldun.”

Allah'a yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Cehennemde (Allah'a karşı) kibirlenenlere yetecek kadar yer yok mudur (zannediyorlar)?

Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.

Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeye kefildir (her şey O'nun tasarrufunda ve muhafazasındadır).

Göklerin ve yerin anahtarları (tasarruf ve yetkisi) O'ndadır. Allah'ın ayetlerini inkâr edenlere gelince, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.

De ki: “Ey doğru ile eğriden habersiz olanlar! Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi bana teklif ediyorsunuz?”

(Ey Resulüm!) Şüphesiz sana da, senden öncekilere de vahyolundu ki: “Eğer Allah'a eş koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.”

“Hayır, yalnızca Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.”

Onlar, Allah'ı gereği gibi bilemediler. Oysa kıyamet günü yeryüzü, bütünüyle O'nun tasarrufunda olacak. Gökler de O'nun kudretiyle dürülecek. O, kudret ve egemenliğinde sınırsızdır ve onların (müşriklerin) ortak koştuklarından uzaktır.

(Artık kıyamet kopması için, İsrafil tarafından birinci defa) Sur'a üflenir. Allah'ın dilediği müstesna olmak üzere göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür. Sonra Sur'a tekrar (ikinci defa) üflenir. Bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar!

Mahşer Meydanı, Rabbinin nuruyla aydınlanır, amel defterleri ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve onlar haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hükmedilir.

Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. O (Allah), onların yaptıklarını en iyi bilendir.

İnkârcılar gruplar halinde cehenneme sevk edilir. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle der: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran kimseler gelmedi mi?” Onlar da: “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.

(Onlara:) “Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından” denir. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!

Rablerine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar da gruplar halinde cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun, hoş geldiniz! Haydi, ebedî kalmak üzere girin buraya!”

Onlar da şöyle derler: “Bize verdiği sözünü yerine getiren ve böylece cennette dilediğimiz şekilde yerleşmemizi sağlayan Allah'a hamdolsun. Allah yolunda çaba sarf edenlerin mükâfatı ne güzelmiş!”

Melekleri de (Allah'ın) kudret tahtının çevresinde Rablerinin yüceliğini övgüyle anarken görürsün. O zaman herkes hakkında adaletle hükmedilir ve (şu) sözler telaffuz edilir: “Bütün övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!”