(Bu) Kitabın indirilmesi, güçlü ve hikmet sahibi olan Allah'tandır.

Hiç şüphesiz biz sana bu kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et.

İyi biliniz ki halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı kâfir kimseyi hidayete eriştirmez.

Eğer Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini elbette seçerdi. Ama O, (bundan) münezzehtir. O tek ve kahredici Allah'tır.

Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor. Güneşe ve aya da boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra da ondan kendi eşini var etti ve sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarından, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra öbür yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur; mülk de O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nereye çevriliyorsunuz?

Eğer küfre sapacak olursanız, artık şüphesiz Allah size karşı hiç bir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için küfre rıza göstermez. Eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olur. Hiç bir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. Böylece yapmakta olduklarınızı size haber verecektir. Hiç şüphe yok O, sinelerde olanları tamamıyla bilendir.

İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden O'na yönelerek Rabbine yalvarır. Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O'na dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla Allah'a eşler koşmaya başlar. De ki: “Küfrünle biraz faydalanıp yararlan; şüphesiz sen ateş ehlindensin.”

(Küfre sapan kimse,) Gece saatlerinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umut eden (kimse gibi) midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Hiç şüphesiz sadece temiz akıl sahipleri hatırlayıp kendine gelir.”

De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkup sakının. Bu dünyada iyilik etmekte olanlar için bir iyilik vardır. Allah'ın arzı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.”

De ki: “Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum.”

“Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum.”

De ki: “Ben Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkmaktayım.”

De ki: “Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim.”

“Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin.” De ki: “Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun, bu apaçık olan hüsranın ta kendisidir.”

Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kendi kullarını bununla tehdit edip korkutur. Ey kullarım! Öyleyse benden korkup sakının.

Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler (var ya), onlar için bir müjde vardır; o halde kullarımı müjdele.

Onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete eriştirdikleridir ve onlar temiz akıl sahipleridir.

Üzerine azap kelimesi hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın?

Ancak rablerinden korkup sakınanlar (var ya), onlar için köşkler üstüne kurulmuş köşkler vardır. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.

Görmüyor musun gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarmaktadır. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir uyarı vardır.

Hiç Allah'ın, göğsünü İslâm'a (teslim olmak için) açıp genişlettiği sebebiyle Rabbi tarafından bir nur üzere olan kimse, (kalbi katılaşan kimse gibi olur mu?) Yazıklar olsun kalpleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara! İşte onlar besbelli bir sapıklık içindedirler.

Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden kitabı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalpleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu kitap Allah'ın hidayetidir; onunla istediğini doğru yola hidayet eder. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.

Kıyamet gününde kendisini (eli bağlı olduğundan) yüzü ile azaptan korumak için çabalayan kimse (ile azaptan güven içinde olan müminin durumu hiç bir olur mu?). Ve zalimlere “Kazanmakta olduğunuzu tadın” denilir.

Onlardan öncekiler de yalanladı; böylece azap onlara hiç farkında olmadıkları bir yerden gelip çattı.

Artık Allah, onlara dünya hayatında horluğu ve aşağılanmayı tattırdı. Eğer bilmiş olsalardı, ahiret azabı gerçekten daha büyüktür.

Şüphesiz biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp düşünürler diye insanlar için her türlü örnekten verdik.

(Bu) Eğriliği olmayan, Arapça bir Kur'an'dır. Umulur ki korkup sakınırlar.

Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Bütün güzel övgüler Allah'ındır. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.

Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir.

Sonra sizler, kıyamet günü mutlaka Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.

Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Küfre sapanlar için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?

Doğruyu getiren ve doğrulayanlar (var ya), işte onlar takva sahibi olanlardır.

Rableri katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür.

Böylece Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip giderecek ve yapmakta olduklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.

Allah, kuluna kâfi değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.

Allah, kimi de hidayete eriştirirse onun için bir saptırıcı da yoktur. Allah, güç sahibi, intikam alıcı değil midir?

Şüphesiz onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette “Allah” diyecekler. De ki: “Öyleyse söyleyin bakalım; Allah bana bir zarar vermek istese, O'nu bırakıp da taptıklarınız O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler O'na tevekkül ederler.”

De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; doğrusu ben de yapacağım! Artık yakında öğreneceksiniz.”

Kendisini aşağılık kılan azap kime geliyor ve kesintisiz azap kimin üzerine çöküp kaçınılmaz oluyor (göreceğiz)?

Hiç şüphesiz sana kitabı insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim hidayete erişirse, bu kendi lehinedir; kim de saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Sonra ölümlerine hükmettiği kimselerinkini tutar; diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda, düşünen bir toplum için ayetler vardır.

Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: “Ya onlar hiç bir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?”

De ki: “Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra da O'na döndürüleceksiniz.”

Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında ise hemen sevince kapılırlar.

De ki: “Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı ve müşahede edileni bilen Allah'ım! Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde kullarının arasında sen hüküm vereceksin.”

Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azaptan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için açığa çıkmıştır.

Kazanmakta oldukları kötülükler, kendileri için açığa çıkmıştır ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.

İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde der ki: “Bu, bana ancak (sahip olduğum) bir bilgi dolayısıyla verildi.” Hayır! Bu bir denemedir. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.

Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler onları (hiçbir şeyden) müstağni kılmadı.

Böylece, kazandıkları kötülükleri onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmiş olanlara da kazanmakta oldukları kötülükler isabet edecektir ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Allah'ı) aciz bırakabilecekler de değildirler.

Onlar gerçekten Allah'ın, dilediğine rızkı genişletip yaydığını ve (dilediğine de) kıstığını bilmiyorlar mı? Şüphesiz bunda, iman etmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

(Benim adıma onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım! Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”

Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım da edilmez.

Siz hiç farkında değilken azap ansızın size gelip çatmadan önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.

Kişinin, “Allah'a karşı aşırı gitmemden ötürü bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alaya alanlardandım” diyeceği (günden sakının).

Veya “Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum” diyeceği (günden sakının).

Ya da azabı gördüğü zaman, “Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da ihsan edenlerden olsaydım” diyeceği (günden sakının).

“Hayır, benim ayetlerim sana gelmişti; fakat sen onları yalanladın, büyüklüğe kapıldın ve kâfirlerden oldun.”

Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?

Allah takva sahiplerini başarılarından dolayı kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.

Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerinde vekildir.

Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak egemenliği) O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler (var ya), işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

De ki: “Ey cahiller! Bana Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?”

Şüphesiz sana ve senden öncekilere, “Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz senin amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın” diye vahyolunmuştur.

Hayır, artık (yalnızca) Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.

Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucundadır. Gökler de sağ eliyle dürülüp bükülmüştür. O, onların şirk koşmakta olduklarından münezzeh ve yücedir.

Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar ve yerde olanlar hepsi çarpılıp yıkılıverir (düşüp ölür). Sonra Sur'a bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.

Yer, Rabbinin nuruyla parıldar, (orta yere) kitap konur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hak ile hüküm verilir; onlar haksızlığa uğratılmazlar.

Her bir nefse yaptığının tam karşılığı verilir. O, onların işlemekte olduklarını daha iyi bilendir.

Küfre sapanlar bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapılar açılır. Bekçiler onlara, “Size, içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?” derler. Onlar, “Evet, geldi” derler. Lâkin azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmuştur.

Onlara, “İçinde temelli kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri pek de kötüdür” denir.

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete sevk edilir. Oraya varıp kapılar açıldığında bekçileri onlara, “Selâm size, hoş geldiniz! Temelli kalıcılar olarak buraya girin” derler.

(Onlar da) Derler ki: “Bize verdiği sözünü doğrulayan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun. Cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri pek de güzeldir.”

Melekleri, egemenlik tahtının etrafını çevirmiş oldukları halde rablerini hamd ile tesbih ederken görürsün. Artık insanların aralarında hak ile hükmedilmiştir. “Bütün övgüler, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” denir.